Angolali çocuklar

Dili, dini, rengi, yasam kosullari farkli da olsa, çocuklarin piril piril parlayan, umut dolu bakislari heryerde ayni. Cocuklarin naiflikleri, güler yüzlü, umut dolu bakislari beni hep cezbetti. Luanda'ya yerlestigimden beri fotografladigim bu sirin çocuklarla dolu fotograf karelerimden sadece alti tanesini seçebildim sizler için, zira fotograf yükleme kapasitem neredeyse doldu, tasacak blogcu sisteminde.  

 

Mousulu adasinda harçligini kazanmaya çalisan bir çocuk/Cabo Ledo balikçi köyünde pesime takilan oyun çocuklari

 

St. Miguel Kalesi'nden asagiya tas atan çocuklar sahip olduklari tek çift terligi paylasmislar./ Luanda'nin sahil seridi Ilha'da kardesini kucaginda deniz banyosuna götüren abla.

 

Cabo Ledo'da Afrikali ve Avrupali iki arkadas yan yana

 

Ilha'da Afrikali ve Avrupali iki kiz çocugu el ele sohbet ederken

 

Bebeklerin Ulusu Yok

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerin tonu

Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi

Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin
Savaştan yıkımdan söz ederse biri

Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin benim hiç kimsenin değil
Bütün bir yeryüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği

lk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler, çiçeği insanlığımızın
Ve geleceğimizin biricik umudu...

Ataol Behramoğlu

Yorum (1) Yorum yaz!

Cöplükler

Cöplüge araba da atlilir mi hiç?

 

Angola'da son iki sene içerisinde her köse basinda türeyen çöplüklerde yok yok. Mesela Santiago sahili yakinlarinda çektigim asagidaki fotografta miyadi dolmus araba diger çöplerle birlikte yanyana. Saka bir yana, Angola'da promlemlerin basinda bu çöp meselesi geliyor. Cöplerini ne yapacaklarini bilemeyen çaresiz vatandas her köse basina çöpünü dökerek, yasam kosullarinin daha da sagliksiz hale gelmesine, salgin hastaliklarin yayilmasina vesile olmaya bilinçsizce yardim etmekte. Belediyelerin daha ciddi olarak bu probleme egilmeleri gerekiyor, hele seçim arifesinde böylesine bir çalisma çok da ses getirir. Yerlesim bölgelerinin yakinlarina çöp konteynirlari yerlestirmek, halka plastik çöp torbalari dagitmakla ise baslayabilirler diye düsünüyorum. Petrol ve elmas zengini Angola'nin böylesi önemli bir yatirima ayiracak bir kaç kurusluk bütçesi vardir herhalde. 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Kurkçu Dukkanina Donus

Geçen hafta surpriz bir sekilde Luanda'da vize yenileme isleminde problem çikinca, mecburen apar topar bavullara dolabimizda ne kislik kiyafet varsa atip yolla koyulduk. Bildiginiz gibi Paris'den aldigimiz her bir aylik vize akabinde Luanda'da iki kere vize suremizi uzatabiliyoruz  ve uçuncu ayin sonunda medeniyete dogru bir yolculuga çikmamiz gerekiyor. Bu sefer çok sasirtici ama gerçekten hiç arzu etmedim Luanda'dan ayrilmayi, zira yeni resim derslerine baslamistim, daha geleli de bir buçuk ay olmustu, dolayisiyla yeni alismaya baslamistim buralara, ayrica Noel oncesi zaten yollara dusecektik yine. Esime n'olur gitmeyelim dediysem de, ki Luanda tarihinde bu ilk oluyor, elimiz mahkum bir sekilde biletlerimizi ve bir haftaligina Fransa'ya gidecegimizi duyan es dost tarafindan hazirlanmis uzuuuun alis veris listelerini cebimize koyup yola koyulduk. Ilk aksam her zamanki gibi Angola Konsoloslu'guna bir sokak uzakliktaki Hotel Chalgrin'da konakladik. Ertesi sabah vize basvurumuzun akabinde kiraladigimiz arabayla Fransa'nin kuzeyine, Dinard'daki evimize dogru yola çiktik. Ha bu arada begonvilim "Akdeniz bitkisidir tutmaz bu klimada." diyen tum es dostu mahçup edecek guzellikte, fusya renkli çiçeklerle bezenmis ve serpilmisti, keza gul fidanimi da hayli boy atmis buldum. Annem hep der "Sevgiyle dikersen bitkiyi kesin tutar." Aslinda herseyin basi sevgi degil mi? Bu arada mevsimlik çiçeklerden yana zaten pek umidim yoktu, hepsi sizlere omur.

Ne mi anladim bu sefer Fransa'dan? Walla hiç birsey anlayamadim. Luanda'nin 35 derece sicagindan sonra, uçaktan inince Paris'in 10 derecelik sogugu bir tokat gibi çarpti yuzumuze. Zaten bir haftalik yolculugun indi bindilerle neti 5 gundu.

Neyse, kurkçu dukkanina donmus bulunuyorum, bilgilerinize .

Yorum (2) Yorum yaz!

Domates Biber Patlicaaan

Domates biber patlıcan domates biber patlıcan
Bir anda bütün dünyam karardı bu sesle sokaklar yankılandı 
Domates biber patlıcan  
Rahmetli Baris Manço'nun "Domates, biber, patlican" adli sarkisinin bu nakarati Angola'ya geri dondugumden beri dilime pelesenk oldu. Iki ay Istanbul'da marketlerin ve pazarlarin tezgahlarini susleyen o rengarenk sebze meyveyi yedikten sonra, hele bir de bir ay suresince Fransa'da ayni tabloyu seyreyleyip, tadina da bakip Angola'ya geri donunce dilime dolandi sevgili Baris Manço'nun sarkisi. Fransa'da her markete ya da pazara gidisimde esime ah, ah sunlara bak diye sebze, meyveleri gosterip "Sanki bir ustanin elinden çikmis naturmort." diyordum. Evde pek erzak kalmadigi için bu sabah rengi, kokusu ve tadiyla Turkiye ve Fransa ile asla kiyas kabul etmeyecek sebze, meyve ve diger ithal erzagi temin etmek uzere yollara dustum. Istikamet sehirin hayli disinda ikamet eden Guney Afrika marketlerinden Shoprite. Ilk basta trafik normal, gayet guzel akiyordu. Ancak az sonra trafik yogunlasti ve kipir kipir ancak kipirdiyordu. Bu durumlarda hemen dogal bir market olusuveriyor arabalarin arasinda. Evinizi bu vesileyle igneden iplige doseyebilirsiniz. Neler mi var bu dogal markette? Neler var neler. Durun size tek tek sayivereyim. Kategori yapmakta yarar olacak satistaki mallari.

 

Yiyecek, içecek - Sabah erkenden yollara ya aç biilaç dustuyseniz?

Sandviç

Kurabiye

Elma, armut, ananas vs meyveler

Kaju fistik

Ayaklarindan tepetaklak ters çevrilip tutulmus tavuk

Mesrubat

Su

Ogleden sonralari bira

 

Temizlik malzemeleri

Ev ve oto kokusu

Tuvalet kagidi - Olur da bu yogun trafikte tuvalet ihtiyaci dogarsa?

Kagit mendil, kutu mendil

 

Giyim, kusam

Gunes gozlugu

Hasir sapka

Kemer

Corap, iç çamasiri

Ayakkabi, fantazi ve spor olmak uzere - de anlamadigim sofor nasil deniyor begendigi ayakkabiyi? Sist oglum ver ordan bir 43 numara deyip ayagina mi geçiriyor el freni çekili?Gomlek, pantalon, esofman

 

Diger

Harita - Duvara asilabileni ya da dunya seklinde olani mevcuttur.

Video kaset, CD

Cep telefonu sarjoru ve kilif

Fotograf makinesi

Utu

Tras makinesi - Olur da aceleyle çikip tras olamadiysaniz diye dusunulmus. Sonra problem olmasin is yerinde.

Nevresim - Bazen oyle tikaniyor ki trafik, yatak yorgan gerekebiliyor.

Araba ve ev paspasi

Duvar saati

Havlu - eh bayagi terletiyor bu trafik, gerekli

Gazete, dergi

Bandaj - Kesinlikle gerekli, zira Angolalilar çok tehlikeli suruyorlar arabalarini, tedbir almak elzem.

Lap top ve okul çantasi

Beyaz tahta

Camasirlik, mandal

Tirbuson - Olur da trafik nedeniyle sabahin korunde efkarlanirsaniz siseyi açmakta zorlanmayin diye.

Ilave priz

Utu

Hesap Makinasi

Yapistirici

Ampul

Deniz terligi - Debriyaj fren yorulan ayaklarinizi ferahlatmak için.

Saksi

Araba ortusu

Olta

Lamba

Calisma masasi, bilgisayar koltugu

Anahtarlik

Cekme halati - Yolda kalanlar da dusunulmus.

Cuzdan

Tirnak makasi - O kadar bos vakitte manikur de, pedikur de çikar aradan.

Kapi kilidi, asma kilit

Pil

Dosya

Cocuk bisikleti

Tup gaz kafasi

Pervane

Toz almak için gokkusagi ponpon - Tuh keske alsaydim Chelia rahat eder, tozlari bir oradan kaldirir hop oteki tarafa kondururdu.

Bavul

Portmanto, aski 

 

Bu yukaridaki liste abarti degildir. Lutfen bilgisayarinizin ayarlariyla oynamayiniz. Evet, gerçekten, bu listeyi uzatmak mumkun. Bugun Shoprite yolu boyunca çikarttim kagidi ve kalemi not tuttum, yoksa bu listeyi aklimda tutmam imkansizdi.

Bugun yanimda fotograf makinem olmadigi için bu renkli sahneyi goruntuluyemedim ama Angola'ya ilk geldigim aylarda çekmis oldugum bir fotografi ekliyorum yazima. Hatta bir keresinde mavi taksi diye adlandirilan minibusten bir kadin yari beline kadar disari uzanmis yandaki arabaya kocaman bir balik satiyordu. O gun çok hayiflanmistim makinem yok yanimda, goruntuleyemedim o enstantaneyi diye ve kendi kendime de soz vermistim bir daha asla fotograf makinem olmadan sokaga çikmayacagima dair, ama 3 aylik ayrilik bu sozumu bana unutturmus .

 

Alis veris sonrasi donus yolunu da diger bir yaziya biraksam daha iyi olacak.  Saglicakla kalin...

Yorum (6) Yorum yaz!

Oyuncaklar

Mukavva, karton, makara, tel, ağaç dalları gibi, bulabildikleri materyallerin ve de hayal güçlerinin el verdiği ölçüde, kendi başlarına ürettikleri oyuncaklarıyla oynayan bu çocukları gördüğümde fotoğraflarını çeker çekmez daldım gittim çocukluk anılarıma.

 

 

Bizim çocukluğumuzda Toys"R"Us ve benzeri oyuncak mağaza zincirleri kurulmamış ve tüm dunyaya da yayılmamıştı daha, ama yine de biz çok şanslıydık. Bizim neslin basit de olsa bir bebeği, bir arabası vardı oynayabileceği. Apartmanımızda yurtdışında yaşayan, yazdan yaza İstanbul'a gelen komşularımızın bana ve ablama bir seferinde getirdikleri kardeş iki bebeği hiç unutamam. Birinin adını "İnci bebek", diğerinin ise "İpek bebek" koymuştuk. Altın sarısı saçlarıyla o İnci bebek benim çocukluk rüyalarımı süslemekle kalmamış, oyunlarımın da baş kahramanı olmuştu. Hatta odamın en mütena köşesinde hep yerini almıştı. Ancak yaşım kemale erdikten sonra başına neler geldi o İnci bebeğin hiç hatırlamıyorum. Çevremdeki benden küçük bir çocuğa hediye etmiş olmalıyım.

Durun bir dakika, çocukluk oyuncaklarımı düşündükçe daha neler neler hatırlıyorum.

Hatta çok severek oynadığım, boyuma denk, türlü marifetleri bünyesinde barındıran bir adet zenci bebeğimiz vardı ki halen gözümün önünde. Onun da adı İnci bebek olsun diye turturmuş, ablamla kafa kafaya verip zenci olması hasebiyle bebeğimize "Zenci bebek" adını uygun görmüştük. İnci, Zenci ve İpek bebekler bizimle çocukluk anılarımızı paylaştılar, şimdi de onlar çocukluk anılarımızda bizlerle yaşıyorlar.

Ben 5, ablam 7,5 yaş dolaylarındayken apartmandan arkadaşımız Şeyda ile kendi terzihanemizi kurmuş, Şeyda'nın ve bizim soyadlarımızı harmanlayıp, adını da "GünAkar" terzihanesi koymus, bebeklerimize kıyafetler dikmiş, hırkalar bile örmüştük. Hatta işi iyice ilerletip terzihanemizin tanıtımı için renkli boya kalemlerimizle  el ilanları hazırlayıp, çevre apartmanların posta kutularına atmıştık.

 

Broşürümüzün manşeti: "Her boy bebeğinize istediğiniz model kıyafet itinayla dikilir" idi. Adres: Erenköy, Şerafet sokak, Selvili apartman, 12 numaralı daire önü.

 

12 numaralı daire sakinleri yurtdışında yaşadığından ve sadece yazdan yaza İstanbul'a geldiklerinden onlar yurtdışındayken piyanomuzun taşınması sırasında hasar görmesin diye dışında bulunan tahta korumaları atmayıp daire kapılarının önüne  yerleştirip, üzerine de yastıklar atarak, konforlu terzihanemizi faaliyete geçirmiştik. Faaliyete geçirdik te, günlerce bekle bekle hiç müşteri gelmedi. Ortada bir terslik vardı, o kadar da reklam yapmıştık. Üç kafadar kafa kafaya verip bir çözüm aradık  ve nihayetinde de bulduk. Apartman görevlimizin 3 yaşındaki, minik kızı Şükran'ı kendimize ilk kurban, yok canım, ilk müşteri olarak seçmiştik. Şükran günün birinde en sevdiği bebeğiyle çıkageldi. Arzu ettiği gibi bir kumaşı kesip, biçip bebeğinin bedenine uygun diktik ve karşılığında 25 kuruşunu da aldık. Eee, o kadar emek vermişiz, bir bedeli olmalıydı. İlk siftahımızla pek sevinmis, ne yapsak bu kacancımızla diye tam hayallere dalmışken, sevincimiz kursağımızda kalmıştı. Annemiz kazandığımız paranın varlığından haberdar olunca Şükran'a parasını iade ettirmişti bize. Ah Şükran ah, bizden az çekmedin sen aslında. Şükran'ın 3 yaşında olduğunu hesaba katmadan okuma yazma öğretmeye çalışmıştık. "Şükran oku bak, "Ali topu at"" yazıyor diye fişleri okutmaya bayağı çabalamıştık. Şükran'ın ise gözü bizim renkli kalemlerdeydi. Biz ne zaman "Oku Şükran! Ne yazıyor bu fişte?" diye sorsak, Şükran bize "Abla şu renkli kalemlerden versene bana." diyordu. Biz de "Şükran bu fişte ne yazıyor oku, ancak o zaman veririz renkli kalemleri" diye diretiyorduk. Ama Şükran bizden daha dirayetli çıktı ve tüm baskılarımıza rağmen okumamak için diretti de diretti.  Sonunda biz pes ettik.

 

Ben balıklama daldım çocukluk anılarıma ve konu konuyu açtı. Aslında çocukluğumdan verdiğim örneklerle anlatmak  veya öğrenmek istediğim maddiyata dayalı, sevgiden uzak, paranın her kapıyı açan güç olduğuna inanıldığı ve çocuklarımıza da öğretildiği çagımızda acaba ileride çocukluk anılarını benim gibi, sizler gibi net hatırlayacak ve özlemle anabilecek nesiller yetiştirebiliyor muyuz acaba?  

Zira oyuncaklarının sayısını bilmeyen, alındığı gün oyuncağını ya parçalayan, ya da fırlatıp bir kenara atan, doyumsuz bir nesilden açıkçası ben pek ümitli değilim .

Yorum (7) Yorum yaz!