Yüksek Topuklar

 Yüksek Topuklar

"Yüksek Topuklar"'da Murathan Mungan zamanimizin kadinlariyla ilgili gözlemlerini elle tutulur, gözle görülür bir dille okuruna aktariyor.

Kitap, ortayaslarinda, bekar, medya sektöründe çalisan Nermin ile birkaç günlügüne evine misafir olan 5 yasindaki Tugde'nin zit karakterleri ve çekismeleri üzerine. Nermin ne kadar sade, rahatina düskün, ihtirassiz ise, Tugde de bes karis boyuna ve yasina ragmen o kadar gösterisli, alimli ve amaçlari ugruna herseyi göze alabilen bir karakter.
 
Bir erkegin kadinlarin iç dünyasini böylesine isabetli, derinlemesine analiz edip, kagida dökebilmesi insani hayrete düsürüyor.

Hani deriz ya erkekler bizi anlamıyor. Okudukça anladım ki anlaşılmışız, pek te güzel anlatılmışız.

Kadinlari anlamak isteyen herkese, özellikle de erkeklere tavsiye olunur "Yüksek Topuklar".

Yorum (2) Yorum yaz!

Anikolik

San Francisco Chronicle tarafindan "Cagimizin Cehov'u" olarak tanimlanan Pagan Kennedy, Anikolik'te hayatini zamanin raylarina oturtmayi beceremeyenlerin öyküsünü anlatiyor. Kaybettigi annesinin yüzünün apaydinlik parladigi, çoktandir yabancilastigi esine tutkuyla sarildigi, hayatin olasiliklarinin önünde sonsuzluga uzandigi günleri hatirlamak isteyen; zamanin yikim istahiyla coskulari henüz tükenmeden önce oldugu adami canlandirmaya çalisan Win Duncan'in öyküsü...

 

Hayatlarimizi sürdürmeye mahkum oldugumuz bu magaradan, bu simdiki zaman hapishanesinden kurtulmus olmanin verdigi rahatlamayi nasil tarif edebilirdim, bilmiyorum... Diledigim her yere gidebiliyordum. Ilacin etkisi yok olunca, her zamanki mutsuz hayatima geri dönecektim... Beni ihmal eden karim, canimi sikan isim, kis boyunca arabalarin tepelerine çiseleyen gri kar ve o otoban manzarasi... Aradan geçen yillarda neler olmustu? Kendimi ve benim için önemli olan seyleri nerede kaybetmistim?

 

Akrep ve yelkovani gerilerde yitirdiklerimize dogru çevirmek, bir hap yutarak geçmise geri dönmek mümkün olsaydi eger, ne olurdu? Bir düsünün bakalim, neler neler olurdu? Eger neler olabilecegine karar veremiyorsaniz Anikolik'de Pagan Kennedy karakteri Win Duncan'in hayati üzerinde irdeliyor bu konuyu sizler için.

Anikolik son okudugum kitaplar arasinda tavsiye edilebilirden biri.

Okuyun okumasina, ama siz yine de geçmisle pek içili disli olmayin, gelecege bakin derim ben.

Ben öyle yapiyorum .

Yorum (1) Yorum yaz!

Veda

Durun, durun! Hiçbir yere gitmiyorum.

"Veda, Esir Şehirde Bir Konak", Ayse Kulin'in son romaninin adi sadece.

 

İstanbul Beyazıt'ta bir konak. Behice'si, Saraylıhanım'ı, Kemal ve Mehpare'siyle İstanbul'un işgali sırasında zor günler yaşayan bu konak, Osmanlı'nın son hükümetinin, Damat Ferit hükümetinin Maliye Nazırı Ahmet Reşat Efendi'ye aittir. Ayşe Kulin, son romanı, "Veda, Esir Şehirde Bir Konak" (Everest Yayınları) isimli romanında, tarihin bir dönemine ışık tutuyor, o dönemi irdelerken hesaplaşmalar da yaşıyor. Annesinin dedesi olan Ahmet Reşat Efendi ile kendi ailesi üzerinden dönemi anlatan Kulin, "Padişah bir hain değildi, o bir devlet adamıydı." diyor. Vahdettin ve hükümetinin, esir olan ve günden güne yok olan 600 yıllık bir devleti korumaya çalıştıklarını söylüyor.

 

Ayşe Kulin ile tarihe, geçmişe ve bugüne ilişkin söyleşiye göre:

Veda'da, diğer biyografik ve tarihî romanlarınızın aksine, kendi ailenizi yazdınız, nasıl karar verdiniz bunu yapmaya?

Ben dönemi yazmak istedim. Niyetim dedemin ailesini anlatmak değil, işgal altındaki İstanbul'u anlatmaktı. Çok acı çektiler, bu yüzden aktarmak istedim o dönemi. Çünkü biz resmî tarihimizde yaşananları pek okumadık, anlatmadılar da bize büyüklerimiz. İşgale uğradık, geldiler, işgal edip surların üzerinde durdular, sanki hayata karışmadılar. Hâlbuki öyle değil, çok büyük acılar yaşanmış, çok büyük aşağılanmalar olmuş, çok büyük ihanetlere uğramışız. O dönemi iyi öğrenmek istedim ve bir padişah niye hain olur, onu da öğrenmek istedim.

Bu öğrenme süreci nasıl bir pencere açtı size?

Öğrendiklerimden çok istifa ettim. Ve tahmin ettiğim gibi padişah hain değildi, o bir devlet adamıydı. Beceriksiz olabilir, ileri görüşlü olmayabilir; ama hain ayrı bir şey. Biz haini çok kolayca söyleyebilen bir toplumuz. Bu hainlerin karşılığında onları cezalandıracak katiller de yaratıyoruz. Bunları ortaya çıkaran bir romandı bu. Çünkü Vahdettin'in ne kadar eli kolu bağlı kaldığını, sahipsiz kaldığını görüyorsunuz. Çünkü devleti idare edenlerden kahramanlar çıkmaz, çıkmamalıdır da. Onlar maceraya giremez, çok temkinli olmalıdırlar.

Hain değildi, ancak yanlış yaptı diyorsunuz...

Tarih kitaplarinda bize ögretilenden çok farkli bir bakis açisi Osmanli Imparatorlugu'nun son günlerine. Veda Luanda'da okudugum kitaplar arasinda tavsiye edebileceklerim listesinde yer aliyor.

Yorum (5) Yorum yaz!

Beşpeşe

Beş yazar bir oyun oynadı, ortaya Türkiye'de ilk kez uygulanan bir roman türü çıktı. Oyunu oynayanlar, Murathan Mungan, Faruk Ulay, Elif Şafak, Celil Oker ve Pınar Kür... Oyunun kurucusu ise, tasarımcı Bülent Erkmen. Erkmen, 2002 yılında Murathan Mungan ile başlattığı ve nesne-kitap olarak tanımladığı projeyi şöyle anlatıyor:
       "Bildiğimiz kitap, içindekini taşıyan kitaptır; yazı, resim, çizgiyle o kitaba o metni taşıtırız. Nesne-kitap ise kendisini de taşıyan kitaptır. Beşpeşe projesi şu temel fikirlerden oluşuyordu: Beş ayrı yazardan beş ayrı bölüm olsun, romanın bütünü ve beş bölümün her biri karmaşık bir aşk hikayesi üstüne kurulsun. Murathan Mungan kurup başlatacaktı. Faruk Ulay soğutacak, Elif Şafak karıştıracak, Celil Oker gerecek, Pınar Kür ise toparlayıp bitirecekti."
       Roman beş ayrı yazarın kendi üslubuna göre ele aldığı beş ayrı bölümden oluşuyor. Romanın beş ana karakteri var; ikisi kadın üçü erkek. Tıpkı yazarlar gibi... Beş bölümün her biri de karmaşık bir aşk hikâyesi üzerine kurulu.
       Romanın ilk bölümünü yazan Murathan Mungan, işin oyun kısmını çok sevdiğini belirtiyor ve şunları söylüyor: "Böyle bir oyuna katılarak, 'Peki bundan sonra ne olacak?' diye eğlendim, merak ettim, dikkat gösterdim. Yalnız, benimle açıldığı için bir tuzağı vardı; bir hikaye uydurmam, karakterler için de bir oyun kurmam gerekiyordu. Bir de tabii, benden sonraki arkadaşlara yeterli ipuçları vermek, onlara kendi oyun sahalarını açacakları yerler inşa etmek, bir ölçüde de Celil Oker, Faruk Ulay, Elif Şafak ve Pınar Kür'e salkım saçak bir şeyler bırakmak gerekiyordu; bir tür göz kırpması yani. Bu nedenle kendi bölümümde mümkün olduğu kadar kesin, kararlı bir sona bağlanmış karakter, durum, olay yaratmamaya çalıştım."
       Özellikle deneysel metinlerin hareket, ses ve görüntüyle bir araya getirilmesi üzerinde çalışan öykücü-romancı Faruk Ulay, Murathan Mungan'ın başlattığını sürdürürken, özellikle sorumluluk duygusunun ağır bastığını belirtiyor. Ulay'ın bıraktığı yerden devam eden yazar Elif Şafak ise farklı erkekler arasında seçim yapmak durumunda kalarak sıkışmış bulduğu Zehra karakterini, o konumdan çıkarmak için çalıştığını anlatıyor. "Herhalde en keyiflisi, benden önceki yazarların göz kırpmalarını görmek oldu" diyen Şafak, kendisinden sonra gelenlere benzer şekilde küçük iplikler bıraktığını söylüyor.
       Celil Oker ise polisiye roman unsurları olmasına rağmen Beşpeşe'yi polisiye bir vaka olarak görmediğini belirtiyor. Oker’in en büyük merakı ise Pınar Kür'ün romanı nasıl bitirdiği... Oker "Metni aldığımda, Murathan Mungan'ın başlangıcının bir çokgen gibi kurgulandığını gördüm. O çokgenin istediğimiz kenarını, istediğimiz biçimde sündürme imkânı vardı" diyor.
       Romanı bitirmek, yazar Pınar Kür için hiç kolay olmamış. Kür, "Oyunsa oyun" diyor ve örgüyü tamamlama şeklini şöyle açıklıyor: "Projeye oyun olarak yaklaştığım gibi, kendi metnimi de bir oyun teorisi üzerine kurdum. Zaten Murathan'ın metninden bir seksek oyunu çıkmıştı, o seksek oyunundan hareketle tiyatro oyunu, satranç oyunu, vs üzerine gittim. Kitabın ana karakteri olan kızın vahim durumunun biraz da deliliğe yatkın olduğunu düşünerek hareket ettim. Bir de daha önceki yazarların ihmal ettiği anne ve baba tipini öne çıkarmayı düşündüm ki, o kızın geçmişi biraz temellensin."

 

Beşpeşe henüz okumayanlara tavsiye olunur, efendim .

Yorum (1) Yorum yaz!

I Dreamed of Africa...

I Dreamed of Africa

Esinden bosandiktan sonra ogluyla Venedik'te yasayan Kuki Gallmann, ciddi bir araba kazasindan sonra hayatinda radikal degisiklikler yapar. Pek de iyi tanimadigi Paolo Gallman'in evlilik teklifini kabul eder ve hemen ardindan oglu ve Paolo ile birlikte Kenya'ya, büyük ama köhne çiftlik evine yerlesir. Macera dolu, zorluklarla içiçe bir hayat baslamistir Kuki için. Vahsi hayata adeta meydan okur. Esinin tehlikeyi sevmesi, günlerce hiçbir haber vermeden onu çiftlikte yanliz basina birakip ava gitmesi, korkunç firtinalarla mücadele etmek zorunda kalisi, çiftlige zaman zaman ugrayan arslanlar, zehirli yilanlar, kana susamis kaçak fildisi avcilari ve civar kabilelerle uyum içinde yasam kurmaya çabalamasi onun Afrika'da karsilastigi zorluklarin sadece birkaçidir. Annesi Italya'ya geri dönmesi için ona defalarca yalvarir. Kuki çocuklugundan beri hayalini kurdugu Afrika'da hayata meydan okumayi, esini ehlilestirmeyi ve oglunu tehlikelerden korumayi basarabilecek mi?

Dün aksam seyrettigim basrollerini Kim Basinger ve Vincent Perez'in paylasiklari, Kuki Gallmann'in kendi gerçek yasamöyüsünü kaleme aldigi ayni adli romanindan Columbia Pictures tarafindan sinemaya aktarilan I Dreamed of Africa filminin kisaca özetini vermeye çalistim. Filmi seyretmeyenler için daha fazla bilgi veremiyorum, heyecani kaçmasin diye. 2008 Temmuz sonu tasinacagimiz, yeni görev yerimiz Kenya'da konusu geçen bu filmi büyük bir ilgiyle izledim. Afrika'nin o essiz peyzajini, bakir dogasini ve zorlu yasam kosullarini gözler önüne tüm çiplakligiyla seren I Dreamed of Africa filmi macera severlere siddetle tavsiye edilir.

Kuki Gallmann halen Kenya'da Kara Afrika ile ilgili kitaplar yazarak ve kendisinin kurdugu Gallmann Memorial Foundation 'da dogal ve vahsi hayati korumak için yapilan çalismalara destek vererek yasamani sürdürmekte. Kuki su siralar National Geographic ile ortak bir kitap projesi üzerinde çalismakta.

Kuki Gallmann'in temin edebileceginiz kitaplari; "I Dreamed of Africa", "The Colour of the Wind", "Night of the Lions", "Elephants in my Orchard". 

Yorum (3) Yorum yaz!