Malanje - yol hali

Geçen cumartesi, sabah saat 6.00'da Angola'nin dogusuna, Bengo, Kuzey Kwanza bölgelerini katettikten sonra, Malanje bölgesine  ulasmak üzere yola koyulduk.  Amaç Angola'daki son haftasonumuzu bir macerayla noktalamak ve madalyonun diger yüzünü kesfetmekti. Internette Malange ile ilgili doyurucu bir bilgiye rastlayamadim. Elimizdeki "Guia Turistico Oficial de Angola" (Angola Gezgin Rehberi) ve kayda deger basili Angola yol haritasi olmadigindan Google Earth'den aldigim çiktilari birbirine ekleyerek ev yapimi haritamizla yola çiktik. Rotamiz Viana yolu - bu Viana baska Viana ama - üzerinden Bengo Bölgesini geçerek Kuzey Kwanza Bölgesi'nin ana sehri N'dalatando istikametinde ilerleyerek Malanje Bölgesi'nin ana sehri Malanje'a ulasmakti. Luanda-Malanje toplam 420 km kadar. Nedir ki? Istanbul-Ankara mesafesi. Hele bir de otoban açildiktan sonra maksimum 4 saatlik mesafe. Ancak kazin ayagi farkli buralarda. Öncelikle Viana etabini atlamak tam bir buçuk saatimizi aldi. Yanlis anlamayin Luanda merkez ile Viana arasi epi topu 15 km. Viana'dan sonra trafik çözüldü, arabalar seyreklesti, biz de nihayet rahat  bir nefes aldik . Viana sonrasi ikinci zorlu etap minik sehir Maria Teresa'dan çikista karsimiza çikti. Yolun ortasina polis kukalarini dikmis, geçis iznini arabalari tek tek gözden geçirdikten sonra veriyordu. Arabanin içindeki beyaz irktan kisilere geçit vermemek içinse kili kirk yariyordu. Megerse o bölge Göçmen Polisi'nin üssüymüs. Vizelerimizi, arabamizin dokümanlarini, vs, elimizde, avucumuzdaki tüm belgeleri teslim ettik görevliye, eksik, gedik yok, ama nedense beklemek durumunda kaldik. Evraklar tam da olsa hep uyduruk bir bahaneyle beyazlar bekletiliyorlar yol kenarinda, ta ki bunalip polise günlük harçligini verene kadar. Bu seferki polisin bizi bekletme nedeni turistik vize ile araba kullanmanin kurallara aykiri olmasiydi. Uluslararasi ehliyetin olduktan sonra her yerde araba kullanabilirsin, ama anlayana, Nuh dedi Peygamber demedi. Ayrica iki sene içinde sayisini unuttum, kaç kere polis tarafindan durdurulduk, çesitli sekilde ellerinden kurtulduk, ama hiç bu kadar yaratici bir polisle karsilasmamistik. Aslinda evimizin önüne arabamizi park ettik diye 700 USD'lik ceza kesenin de hakkini yememek gerek, o da fena sayilmaz hani. Neyse esim Cumartesi aksami için almis oldugumuz bir sise vinho tinto'ya (kirmizi sarap) yol özgürlügümüzü satin aldi. Için için esime neden Cabernet Sauvignon'umu kurda kusa yem etti diye kirilsam da, heeeyt, tekrar özgürüz. Dönüste ayni kirmizi sarabin tekrar ise yaradigina sahit olunca esimi ileri görüsünden dolayi tebrik ettim. Dönüs yolunda görevine müdrik ayni görevli bizi tekrar durdurdu gözlerinde dolar ibaresiyle belgelerimizi istedi. Esim "Nasil, vinho tinto güzel miydi?" diye sorunca, görevli bizi hatirladi ve bir sise saraba iki geçis hakki almis olduk ki, bu Angola için hayli ehven fiyat. Havaya girmek için Angola'nin yerel sarkicilarinin nameleriyle nihayet tekrar yola koyulduk. Luanda'dan Dogu'ya dogru uzaklastikça bitki örtüsü degisime ugruyor. Baobab agaçlari serpilip boy atiyor, inceliyor ve meyvelerinin boyutlari küçülüyor.

IMG_3020 [1024x

Agaçlar siklasiyor, yesilin envai çesidi adeta geçit töreni edasiyla gözlere ziyafet çekiyor. Angola'nin içlerine dogru girildikçe okaliptus agaçlari, Dogu Afrika'ya özgü, Kenya'nin simgelerinden biri olan, fransizlarin semsiyeye benzer sekli dolayisiyla "pin parasol" diye adlandirdiklari agaç polülasyonunda artis gözleniyor. Ev yapimi tuglalarla insa edilmis evleri, sazdan çatilari, özgürce dolasan keçileri, tavuklari ve domuzlariyla 10/15 hanelik yol kenarinda her geçen arabayla tozun topragin üzerlerini adeta sivadigi minik köyler, o tozun topragin içinde oyun oynayan herdaim mutlu çocuklar, evlerinin önünde büyücek havanlarda manyok unu döven kadinlar hayli dikkat çekici. 

Yol kenari minik koy

Yol kenari minik koy

Luanda-Manlanje yol kenari yerlesimler

Yol kenari minik koy

Kapilari, pencereleri, kiremitleri talan edilmis Portekiz mimari özelliklerine sahip, kolonizasyon dönemine ait metruk, hayalet evler günün birinde restore edilmeyi bekliyorlar. Yol sartlari bölgeye göre degisim gösteriyor. Bengo Bölgesinde genellikle stabilize yolda tozu topragi birbirine katarak yol alirken, Kuzey Kwanza Bölgesi'nde zaman zaman asfalt yollara da rastlanmiyor degil, ancak en iyi yol sartlarina Malanje Bölgesi'ne varinca kavusuyorsunuz. Hatta, yol boyunca sehirler arasi mesafeleri bildiren panolara tek tük rastlanirken, Malanje Bölgesi'nde az buçuk abartili olarak neredeyse her km basina bir tabela düsüyor. Her dönemeçte yol kenarina devrilmis kamyon, tir ve konteynirlar güzelim peyzaj içinde görüntü kirliligi yaratirken, acaba ilerideki dönemeçte karsi istikametten gelen bir tir üzerimize devrilir mi diye de insani düsündürüp, adeta ürpertiyor. Yol kenarinda kisa süreli piknik duraklamasi da dahil, 420 km'yi tam 8 saatte katederek ögleden sonra saat 2.00 civarlarinda Malanje'a vardik.
Tüm geziyi bir yazida anlatirsam çok uzun olacak. En iyisi Malanje ve çevresini bir sonraki yaziya birakmak.

Arkasi yarin, belki yarindan da yakin. Kismet ...

Not : www.negatif.com'a girebilir girebilmez konu ile ilintili seçme fotograflari yazima ekleyecegim, duyurulur.

Yorum (2) Yorum yaz!

Kaybolan Cennet

Angola'daki su sayili haftasonlarimizda uzun zamandir methini duydugumuz, ama bir türlü firsat bulup da gidemedigimiz yerleri kesfetmeye devam ediyoruz. Geçtigimiz Cuma gününü haftasonuna katik yapip, sabahin erken isiklariyla düstük yollara, arabamizin bagajinda üç gün bize lazim olacak ufak tefek esyalarimiz ve yolumuzun üzeri, Cabo Ledo plajinda yapmayi planladigimiz piknik malzemelerimizin olmazsa olmazlariyla. Ilk defa Cabo Ledo Plaji'nda sadece biz vardik, hafta içi oldugu için herkes isinde gücündeydi tabi bizim disimizda. Sadece bize tahsis edilmis denizin ve kumsalin keyfini çikartip, piknik için hazirlamis oldugum yiyeceklerin tadina vardiktan sonra yola koyulduk. Bu sefer istikametimiz Luanda'nin yine güneyi, ama bu kez biraz daha, 200 km kadar güneyi, Longa Nehri üzerinde kurulu Rio Longa Lodge idi. "Rio Longa" Ingilizce long river, yani uzun nehir anlamina geliyor Portekizce'de. Rio Longa'dan Cristine'i cep telefonumuzdan aramayi ihmal etmedik, Cabo Ledo'da oldugumuzu, yaklasik 40 dk içinde Longa Nehri kenarina varacagimizi bildirmek üzere. Nehrin kenarina vardigimizda minik nehir motoru bizi bekliyordu bile. Cantalarimizi motora nakledip, Lodge'un yolunu tuttuk. Longa Nehri az buçuk bizim Dalyan'daki, sonu Iztuzu Plaji'na varan nehri animsatiyor dogasiyla, ama ilaveleri var tabi timsahlari, nehrin tam kenarinda siralanmis kökleri disarida agaçlari, yesil ponponvari sazliklari, kisacasi farkli doga örtüsüyle. Longa plaji da bizim Iztuzu plaji gibi caretta carettalariyla ün salmis. Ancak caretta carettalarin Longa Plaji'na ugrama sezonu Ekim ile Subat aylari arasinda. Rio Longa Londge'da konaklayanlar ancak o dönemde  caretta carettalari görme lüksünü elde edebiliyorlar. Motorda ilerlerken kendimi John Milton'in "Paradise Lost / Kaybolan Cennet" siirinin dizeleri arasinda geziniyormus gibi hissettim aniden ve dogaya aykiri hiçbir seyin kullanilmadigi, sadece kaziklar üzerine nehir kenarina kurulmus 8 bungalowdan olusan, aradaki geçislerin ahsap bir yol üzerinden gerçeklestirildigi  Lodge'a varinca ve bungalowlarin duvarlarinin ve hatta çatisinin kamuflaj yesili brandadan, camlarinin ise yine dogaya uyumlu yesil renkli sineklik telinden oldugunu görünce, kendi kendime "Hah iste John Milton'un 17'inci yüzyil Ingiliz Edebiyati'nda kaybetmis oldugu cenneti ben burada buldum." diye mirildandim. Ahsap çerçeveye gerili sineklik telli kapimizdan içeri girince hayretimiz bir kez daha artti, zira içeride elektrik yoktu ve aydinlanma sadece büyük fanuslar içindeki mumlarla gerçeklestiriliyordu. Kapidaki kilidi soruyorsaniz? Oyle bir kapida kilidin ne isi var? Kaybolan Cennet'in dizeleri arasindan, 16'nci yüzyila zaman tünelinde yolculuga çikip, Thomas More'in Ütopya'sina aniden geçis yapiyorum. Ütopya'da da bir adadan bahsediliyordu ve adada dogadan baska, materyal dünyaya ait hiçbir sey bulunmuyordu. Para geçmiyor, zaten paranin varligindan kimse haberdar degildi bile. Cocuklar degerli taslarla, incilerle oynuyorlar, büyükler için bu degerli taslarin hiç ama hiçbir önemi yoktu Ütopya'da. Gerçek dünyamizda tabi ki bu kadar ütopik olamiyoruz maalesef. Burada ödemenizi gelmeden önce yaptiginiz ve hersey bu ödemeye dahil oldugu için bir anlamda Rio Longa'da para geçmiyor diyebiliriz.

Rio Longa Lodge'in sahibi Angola'nin güney komsusu Namibya'dan. Kendisi petrol isiyle pek hasir nesir oldugu için, annesi Cristine çekip çeviriyor Kaybolan Cennet'i. Cristine'in Angola'da oturma izni olmadigi için -bizim gibi-  üç ayda bir ana vatanina dönüp, vizesini tamamlayip , esi dostuyla hasret giderip geri döndügünü anlatti bize Namibya'nin eski Alman kolonisi olmasinin Ingilizce'sine yükledigi o agir aksaniyla.

Nehrin üzerine kurulu bungalowlar, nehre ve hemen ötesindeki sahil seridi ve Atlantik Okyanusu'na cepheliler. Kanolarla sahil seridine geçip, okyanusda yüzebilir, sahil seridinde yürüyüs yapabilir ve dogayi fotograf karelerinizde ölümsüzlestirebilirsiniz. Minik ada etrafinda kano ile tur atmak ve hatta nehrin ölü ucuna kadar kürek çekip dönmek sadece 45 dakika sürüyor. Cok yillar önce bir film seyretmistim bir kadinin yüzü timsahlar tarafindan parçalaniyordu bir vesileyle, açikçasi çok yillar geçtigi için tam hatirlayamiyorum, ama daha sonra geçirdigi seri estetik operasyonlarla tamamen kimlik degistiriyordu. Yok hayir ben bu halimden çok memnunum, kimlik falan degistirmeye de hiç niyetim yok. Su anda bu yaziyi yazarken o film birden aklima düstü ve kano yaparken filmin özellikle o ilk sahnelerini hatirlamadigima sevindim. Üç gün içinde epi topu sadece iki tane timsah görebildik, bir tanesi daha bebekti ve nehrin kenarina çikmis dinleniyordu, digerini ise civardaki balikçi köyünü fotograflayabilmek ve nehrin okyanusa açildigi noktayi görebilmek için motor turu yaparken gördük. Okyanus kenari sahil seridinin nehre bakan tarafinda, karaya çikmis, tembel tembel, hareketsizce duruyordu. Sanki gerçek degilmis gibi geldi bir an için bana, ama ona yaklastigimizda basini bizden yana dogru çevirisiyle birlikte o keskin bakislariyla gözgöze geldik, hayli ürkütücüydü. Yo, korkacak bir sey yok, o kadar da yaklasmadik, ne de olsa kaptanimiz tecrübeliydi. Tabi, bol bol fotograf çektim ve içlerinden bazilarini seçip sizler için ekleyecegim bu yazima, ama sonlara dogru. Su anda su üç gün içinde yasadiklarimizi, hafizamdakileri tasvir etmek, yeniden canlandirmak istiyorum kendim ve sizler için.

 

Günbatimi, kizilligin dogaya hakim oldugu an...

Terasimizdan, nehrin ötesinde, Okyanus'un üzerinden batan günesin son demlerinde, sadece doganin sesi kulaklarimizda ve arada benim fotograf makinamin deklansöründen çikan "klik, klik" sesleri...

Bungalowlarda mumlar yanmis ve  geceye hazirlaniliyor. Mum isigi ve güzel bir sarap esliginde özenle hazirlanmis leziz yemeklerin tadi halen damaklarimizda...

 

Doganin uyanisiyla birlikte, dogaya uyum sagladiginizi ispatlarcasina siz de uyaniyorsunuz. Yataginizin üzerindeki cibinliginizden siyrilip, fotograf makinanizla dogru terasa, nilülerlerin sadece sabah vakti açan o güzel çehrelerini görüntüleyebilmek, nilüfer yapraklarinin üzerinde dolasan kuslari ve nicelerini ölümsüzlestirebilmek için deklansöre pesi sira basiyorsunuz.

 

Keske diyorum, gerçi keske kelimesini ben lügatimdan sileli yillar olmustur ama, keske pastel boyalarimi yanima almis olsaydim, bu güzellikleri resmederdim. Ama olsun. Su anda o güzellikleri göremesem de onlar benim hafizama naksedildiler ve hatta fotograf karelerimdeler. Bir gün  bakarsiniz onlari da resmederim....

 

Kaybolan cennetleri sizin de kesfetmeniz dilegiyle, bir sonraki yaziya kadar hosçakalin.

 

Detay bilgiye http://www.riolonga.com/ internet adresinden ulasabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (7) Yorum yaz!

Foz de Kwanza

Son yazimda, geçen haftasonunu geçirdigimiz, Angola'ya can veren nehirlerin en büyügü Kwanza Nehri ile Atlantik Okyanusu'nun bulustugu noktada konuslanmis Kwanza Lodge'u bir sonraki yazi konusu olarak seçecegime söz vermistim. Kwanza Lodge Luanda'nin yaklasik 75 km kadar güneyinde, Kwanza köprüsüne gelmeden sagdaki son toprak yoldan gidilerek ulasilan, Angola'nin kesfetmeyi bekleyen cennetvari köselerinden biri. Güney Afrikali bir çiftin islettigi Kwanza Lodge'da 18 bungalow Kwanza Nehri'nin kenarina insa edilmis ve artan talebi karsilayabilmek için 10 kadar daha yeni bungalow da insa asamasinda. Isterseniz hiçbir sey yapmayip nehir kenarinda güneslenip, dinlenebilir ve hatta timsah korkusu yasamadan arada nehre bile girebilirsiniz, zira nehrin deniz ile birlestigi noktaya timsahlarin gelmedigi söyleniyor. Isterseniz balik tutmak için Kwanza Lodge'un teknesiyle açilabilirsiniz de. Balik tutmaktan hiç hazzetmem diyorsaniz, o zaman, tekneyle nehrin içine, o vahsi güzelligi kesif turuna çikabilirsiniz. Sakin, huzurlu bir haftasonu geçirmek isteyenler için tavsiye edebilecegim bir yer Kwanza Logde. E tabi, yolunuzun Angola'ya düsmesi kosuluyla. Sabah, ögle ve aksam yemegi, içecekler hariç haftasonu bir gece iki kisinin konaklama bedeli 300 Dolar. Angola sartlarinda ehven fiyat kategorisine dahil edebiliriz Kwanza Lodge'u.

 

 

 

Yesilin envai çesidini bulabileceginiz bir yer Kwanza Lodge ve aralara serpistirilmis bungalowlarla.

 

 

Pazar sabahi terasta yagmur damlalarinin nehre düsüsünü seyrederken, nehir akintisina kapilmis bir dalin üzerinde kendine yer bulmus, okyanusa dogru yol alan bu kusu görüntüleyebilmek için can havli ile içeriye kosup kamerami kaptim. Ben kamerami alana kadar agaçlarin arasinda gözden kaybolmustu bile, ama ters akinti sagolsun, tekrar geri, bungalowun önüne geldi de bu fotografi çekebildim.  

 

 

 

Cumartesi aksami, gün batimi, Kwanza Nehri kenarinda yasayan yerli halk baliktan dönüyor.

Yorum (2) Yorum yaz!

Kendine Ait Bir Oda

"E be kardesim nerelerdeydin bu zaman zarfinda?" demezler mi adama? Derler tabi. 11 Aralik 2007 itibariyle çikis o çikis Luanda'dan, ancak dün dönebildim. Virginia Woolf'un "Kendine ait bir oda" kitabinda belirttigi noktanin arkasina saklanip "Luanda'dan ayri kaldigim süre içinde kendime ait bir odam yoktu ki yazabileyim." demiyecegim. Diger birçok eli kalem tutanlar gibi Zülfü Livaneli'nin de son kitabi Sevdalim Hayat'da günümüze gelene kadar bütün çalismalarini evinin misafir salonunda yaptigi ve ancak son yillarda kendine ait bir çalisma odasina sahip oldugu anlatiliyor. Kisacasi yazmak isteyen her ortamda yazar, en azindan bunu netlestirdik.

Neyse aylar sonra yazma arzusuyla laptopimin basina oturmusum, bakalim neler dökülecek parmaklarimin ucundan.

 

Nereden baslasam,

Nasil Anlatsam

Kaç kisiydik o zaman bak

Kaç kisi kaldik simdi?

Bodrum, Bodrum

 

MFO'nün Bodrum'u nasil anlatacagini kestirememesi gibi ben de bu kadar uzun ayrilik sonrasi nereden basliyacagimi tam kestiremiyorum. En son beni biraktiginizda, aslinda ben sizi biraktigimda demeli, ama bu cümle de gerçegi yansitmiyor. Ben sizi birakmadim ki hiç, sadece uzunca bir ara verdim ama bundan, ama sundan dolayi. Neyse, en azindan aylar sonraki bu yazim yasam belirtileri vermeye basladigimin sinyalidir. Evet, en son yazimda Johannesburg'daydim ve yazimin sabahina Kruger Park civarlarina dogru yola çikacagimin müjdesini vermistim. Ayrica Kruger Park ve çevresi ile ilgili yazimi en kisa süre içinde blogumda yayimlayacagimin da verilmis sözüyle birlikte. Mahcubum, en iyisi bir daha söz vermemek. Halen Kruger Park'da degilim tabi ki. Uzerinden çok sular akti. Zira Güney Afrika seyahati üzerine Fransa'da Noel, Yeni Yil karsilama sonrasi ocak basi yaklasik bir buçuk ay Istanbul'da kaldim. Istanbul'da facebook sayesinde lise ve üniversite yillarindan bir sekilde birbirimizi kaybetmis oldugumuz arkadaslarla bulustuk. Yillar sonra arkadasligimiza biraktigimiz yerden devam edebiliyor olmak harikaydi. Yillar geçip yaslandikça sanirim gençlik yillarinda kurmus oldugumuz arkadasliklarin degerini daha iyi anliyor insan. Istanbul sonrasi esimin bir haftalik Paris toplantisi sirasinda bana düsen pay da sokaklarda aylak aylak gezip, daha önce gitmis oldugum bazi müzeleri tekrardan gezmek, Seine Nehri kenarinda fotograflar çekmek, o döneme denk gelen bazi sergilere gitmek, vs,vs idi. Serin ama günesli bir havada her sabah mesaime baslayip, yayan olarak bazi günler abartip Paris'in girilmemis sokagi birakmadigima emin oluncaya kadar yaklasik 9 saat kadar yürüdüm.

Paris akabindeki hafta, içerigi degistirilmis valizlerimiz ve ilavesi kayak, snowboardlarimizla Dinard'dan Fransa'nin güney dogusuna, eski bir dag köyü Valloire'a dogru, bir haftalik kayak tatilimize dogru yola çiktik. Bir hafta boyunca günlük güneslik havada sabahtan hazirlayip sirt çantalarimiza yükledigimiz sandviçlerimizle kayagin zevkine vardik. Son üç haftadir kar yagisi olmadigindan zaman zaman bazi pistlerde ortaya çikmis minik kaya ve toprak öbekleri arasinda slalom yapmak zorunda kalsak da güzel bir tatildi. Fransa son 60 yilin en sicak kisini yasiyor ve böyle giderse bazi kayak merkezleri önümüzdeki senelerde kapanma tehlikesiyle yüzyüze maalesef.

Figoltx kayaklarini birakmis fotograf çekiminde

 

Tabi bu sadece Fransa'da yasanan bir problem degil. Sonuçta ekolojik dengenin tepetaklak oldugu ve küresel isinmanin dünyamizi tehdit eden en büyük tehlikelerden biri oldugunu düsünürsek, bu tüm dünyanin basa çikmasi gereken bir problem.

Uzun süre klavyeden uzak kalinca biraz abarttim sanirim. Luanda'ya adaptasyon sürecimden sonra yeni yazilarda tekrar bu blogda bulusmak üzere...

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Güney Afrika - Johannesburg

Yaklasik bir buçuk senedir Luanda'da yasiyoruz, ama bu sure içinde vize problemi dolayisiyla bir turlu çevre ulkeleri gorme sansini elde edememistik. Guney Afrika Turk ve Fransiz vatandaslarina vize istemedigi için bes gunluk kisa bir seyahati bu Noel oncesine ekledik ve  12 Aralik 2007 sabah TAG/ Luanda-Johannesbourg 9.45 tarifeli uçaginda yerimizi alabilmek için sabahin korunde uyanip, saat 6.30'da havaalanina ulastik. Upuzun iki kuyruk vardi havaalani girisinde. Biri TAG Luanda-Johannesburg, digeri TAP Luanda-Lisbon uçusunun kuyruklariydi.    Yuklu bir bahsis karsiligi bizi kuyrukta bekletmeyecegini soyleyen firsatçi Angolaliya firsat vermeden TAG'in kuyrugunun en ucunda yerimizi aldik. Hava trafigi çok yogun olmayan Luanda'da neden iki uçusu ayni zamana denk getirirler anlamam. Zaten havaalani otobus terminalinden hallice, bir de buna ek havaalani personelinin Angola stili agir agir is yapmalari eklenince Luanda'dan ayrilmak bir zevk degil bir isgence halini aliyor. Tatile çikiyoruz, sinirlenmiyelim telkinlerinde bulunarak, Angola yontemiyle kuyrugu by-pass edenlere sesimizi çikartmadan, sabirla kuyrugun sonunu ettik ve hele bir de polis kontrolunu de geçip, çantamizda, cebimizde hiç bir kuruscuk Kwanza'larini yurtdisina çikartmadigimiza polisleri ikna ettikten sonra bir guzel solugu TAP Longe'da aldik.

TAG'in 2006 senesinde satin aldigi Boeing 777 tipi konforlu uçakla yaklasik 3 buçuk saat uçus sonrasinda Johannesburg havaalanina varmistik. Pasaport kontrolu çikisinda esimin sirketten arkadaslari Rob ve Patrice bizi bekliyorlardi. Onlarla birlikte lokal telefon hattini aldiktan sonra, kiralik arabamizla sadece ilk aksam kalacagimiz African Lodge'a kadar Rob ile Patrice'i takip ettik.

Jobourg'da kaldigimiz African Lodge'u arkadasimiz Patrice bize onermisti, diger gezecegimiz ve kalacagimiz yerleri onerdigi gibi. African Lodge'u tasvir etmek için uygun kelimeleri bulmaya çalisiyorum. Soyle diyeyim; Nisan Nisanyan'in her sene yeniledigi butik oteller kitaplarinda Turkiye sinirlari içinde onerdigi kalinasi o guzel otellerin adeta Guney Afrika subesi African Lodge. Dekorasyonundan tutun, hiçbir yerde simdiye kadar karsilasmadigim konukseverlik ornegiyle, içinde kus sutunun bile eksik olmadigi leziz kahvaltisi ve bunlarin ustune butçenizi sarsmayan fiyatiyla adeta bize tatilimizin basinda G.Afrika dogru adresmis diye dusunmemizi sagladi.

Johannesburg guvenlik açisindan hayli tehlikeli bir sehir oldugundan Lodge sahibi Glen Taylor kendi basimiza sehre inmemizin tehlikeli olabilecegi dusuncesiyle bize soforunu tahsis etti. Odamiza yerlesmemiz sonrasinda Nelson Mandela Alisveris Merkezi'ne  aksam yemegi için gittik.

Cok fazla yorum yapabilecek kadar Johannesburg'da kalamadik, ama gordugum kadariyla guvenlik problemleri olan, çok dikkatli olmayi gerektiren, Angola ile karsilastirinca yaklasik dortte bir oraninda ucuz, çok duzenli, tek katli, genis bahçeli guzel evlerin oldugu, Afrika sinirlari içinde olan ama Afrika ile uzaktan yakindan hiç bir alakasi olmayan bir sehir Johannesburg. Uzunca bir suredir Kara Afrika'nin gobeginde yasadigimizdan olsa gerek Johannesburg ile Afrika arasinda hiç bir baglanti bulamadik, Amerika veya Avustralya'daki iyi planlanmis sehirleri animsatti bize.

Gelecek yazim Kruger Park ve çevresinde bulusmak uzere .

 

Yorum (6) Yorum yaz!