Transatlantik Köle Ticareti

Afrika, Avrupa'nin yogun etkisine açilmadan önce, toplumsal hareketlilik bakimindan dünyanin en durgun toplumlarindan biriydi. Herkes elde ettigi ürünlerden kullanmadigini baskasininkiyle takas ediyordu. En önemli üretim ögelerinden biri olan toprakta özel mülkiyet yoktu. Korumak sartiyla topragi herkes gereksimine göre kullaniyordu.

Afrika Kitasi'nin Atlantik kiyisi ve Afrika'nin iç kisimlarindaki yerlilerin satilmasi ve istismarina dayanan Atlantik Köle Ticareti Portekizliler tarafindan 15. yy'da baslayip 19. yy'a kadar sürdü.

Köle ticareti gelismeye baslayinca hükümdarlar, köle karsiligi Avrupalilardan mal alarak gelirlerini artirmislar, fakat bu mallar hep tüketimle ilgili oldugundan üretim biçiminin degismesinde etkili olamamistir.

Kuzey ve Güney Amerika'daki plantasyonlardan gelen istem çesitli uluslardan esir tüccarlarinin milyonlarca Afrikali zenciyi köle olarak götürüp buralarda satmalari sonucunu dogurdu. Bu yeni ticaret, Afrika'da bir ölçüde ekonomik hareketlilik yaratti. Kiyidaki beyaz esir tüccarina içerilerden hemcinslerini yakalayip getiren Afrikalilar, bu kitanin kosullari içinde orta sinif sayilabilecek bir öge olarak ortaya çiktilar.

Bati ve Orta Afrika'dan Yeni Dünya'ya tasinan kölelerin çogunlugu Avrupa ile Afrika devletleri arasinda yapilan anlasmalar çerçevesinde elde edilmis olsa da, diger kismi da yagmalama esnasinda kaçirilarak ele geçirilmistir.

Kara Kita için korkunç bir darbe olan bu yeni ticaret, ailelerinden ve vatanlarindan koparilan milyonlarca insanin drami bir yana, en saglam insanlarin köle olarak seçilip götürülmesiyle, Afrika'yi insan gücünden de yoksun kildi.

Köle adaylari saglik kontrolünden geçirilirken

Bazi çagdas tarihçilerin tahminlerine göre bu dönem içinde 12 milyon civarinda Afrikali Yeni Dünya'ya tasindi. Bu insanlik tarihinin en büyük zoraki göçü olarak kabul edilmektedir. Diger bir kaynaga göreyse bu rakkam 25, hatta 40 milyona kadar çikmaktadir.

Senegal baskani Senghor'un Afrika sosyalizmi konusunda yapilan 1962 Dakar Kollokyumu'nda verdigi rakama göre ise, esir ticaretinin yapildigi dönemde Amerika'ya 20 milyon esir varmistir. Fakat 1 esir alirken 9 tanesi avda veya gemi ambarinda öldügünden, toplam rakam 200 milyona çikmaktadir.*

Köle tasiyan gemide maksimum köle tasiyabilmenin yollari çizim üzerinde kayda geçmis.

Isgücü ve Kölelik

Transatlantik Köle Ticareti Amerikan Kolonileri'nde ve daha sonra Amerika Eyaletleri'nde isgücü eksikliginden ortaya çikmistir. Avrupa Kolonileri içinde is- gücünden yararlanilan ilk köleler Amerikali yerliler, yani Kizilderililerdi. Bu durum Afrika'dan yüklü miktarda ve uygun fiyata köleler getirilinceye kadar sürdü.

Yeni Dünya'da Kizilderilileri esir alan Avrupali sömürgeciler esir ticaretine pek de yabanci degillerdi. Karayip Adalari'nda savas ve salgin hastalik yüzünden yerli halkin telef olmasi neticesinde Kizilderili nufüsunun yerini bu dönemde Afrikali yerliler aldi. Diger bir örnekteyse, Güney Carolina ve Virginia'da Afrikali köleleri daha ucuza elde edebilecek anlasmalarin altina imza atilarak Kizilderili esirlerin yerlerini Afrikali esirler aldi.

Esir Ticaret Uçgeni

Esir ticaret üçgeninin bir bacagi Avrupa'dan ticari mallarin Afrika'ya ihracatiydi. Bu ticaretin ikinci bacagini olusturan Afrika hükümdarlari ve tüccarlari, 1440 yilindan 1900 yilina kadar köle ticareti içinde aktif rol oynadilar. Her köle karsiliginda Afrikali hükümdarlar Avrupalilardan yüklü miktarda ticari mal temin ettiler. Yeni Dünya'da esirlerin isgücü ile üretilen pamuk, seker, tütün, pekmez ve rom gibi ticari mallarin Amerika'dan Avrupa'ya nakli ise üçgenin üçüncü ve son bacagini teskil ediyordu.

Salgin hastalik ve Afrikalilarin direnislerinden korktuklarindan Avrupalilar Afrika içlerine çok nadir olarak giriyorlardi. Yerel tüccarlarin göreviydi Afrika'nin içlerine girip en saglikli, isgücü yüksek, aylar süren zorlu gemi yolculuguna dayanabilecek düzeyde köleleri seçip Atlantik kiyisina getirmek ve Avrupali köle tüccarlariyla esirleri bulusturmak. Gemi yolculugu sirasinda sagliksiz kosullara maruz kalan köleler, zoraki olarak gemi güvertesinde dans etmeye zorlaniyor, ölüm orucunda olanlara zorla yemek yediriliyordu. Bir daha geri dönemeyeceginin bilincinde, insanlik disi muameleye maruz kalan kölelerden bazilari da dayanamayip güverteden denize atlayarak intihar ediyorlardi.

Portekizliler Angola'ya ayak bastiklarinda devletin çöküsüyle birlikte savasçilarin, yerli halkin ve o zamana kadar yönetimde olan asillerin de büyük çogunlugunu esir olarak Yeni Dünya'ya göndermislerdi.

Anlasmaya göre kölelere isgüçleri karsiliginda belirli bir ücret ödeniyordu, mal edinebiliyorlar ve belli bir süre sonra biriktirdikleri parayla özgürlüklerini satin alabiliyorlardi. Dünya tarihinde Jaja of Opobo ve Sunni Ali Ber gibi özgürlügünü satin alan ve daha sonra, yönetimde söz sahibi olan örnekler de az da olsa var.

Afrika'da Avrupalilar tarafindan kölelerin satin alindigi ve nakledildigi sekiz belli basli bölge vardi. Bunlardan bir tanesi de Orta Afrika'da Kongo Demokratik Cumhuriyeti, batida Gabon ve Angola'ydi.

Portekiz'i takiben Atlantik Köle Ticareti'nden paylarini almis olan diger ülkeler, Ispanya, Fransa, Ingiltere, Iskoçya, Almanya, Danimarka ve Hollanda'dir. Zaman içinde denizcilikte güçlenen Ingiltere köle ticaretinde lider konumuna gelmistir. Bristol ve Liverpool Ingiltere'nin köle ticaret gemilerinin yola çiktigi belli basli limanlariydi. 17.yy'da Liverpool'dan yola çikan her dört gemiden biri köle ticaret gemisiydi.

Afrika'nin saglikli nüfusunu kaybetmesine, Avrupa ve Asya'daki ülkelerde nüfus artarken Afrika'nin nüfusunun sabit kalmasina, yerel dili, kültürü ve dininin tahrip olmasina neden olan Atlantik Köle Ticareti'ne karsi zaman içinde ahlaki, ekonomik ve politik mulahefet basladi. Atlantik Köle Ticareti ilk olarak Hawai Devrim'inde (1791-1804) resmen yasaklanmistir. Köle ticaretinde hayli aktif rol alan Danimarka köle ticaretini kanuni olarak ilk yasaklayan ülkedir (1792). Ingiltere ise köle ticaretini Hawai kararlarindan üç sene sonra yasaklamistir. 1808 yilinda da Amerika Ingiltere'yi takiben köle ticaretini kanunen yasaklamistir.

Ozür

Güney Afrika, Durban sehrinde, 2001 senesinde gerçeklestirilen Irkçilik Karsiti Dünya Konferansi sirasinda Afrika ülkeleri köle ticaretini gerçeklestirmis ülkelerin kendilerinden özür dilemelerini istediler. Bazi Avrupa Birligi ülkeleri özür dilemeye hazirdi, ancak özellikle Ingiltere, Ispanya, Hollanda, Portekiz ve Amerika Birlesik Devletleri gibi bazi ülkeler özür dilemeye karsi çiktilar.

27 Kasim, 2006'da Tony Blair Ingiltere'nin Afrika köle ticaretinde oynamis oldugu rol dolayisiyla Afrikalilardan kismi olarak özür diledi. Fakat, Afrika haklari savunuculari bunun sadece bos bir belagattan öteye gitmedigini açikladilar.

24 Subat, 2007 tarihinde Virginia Eyaleti 50 eyalet arasinda köle ticaretinde parmaklari oldugunu kabullenen tek eyalet olarak kayitlara geçmistir.

* Développement et Socialisme, Colloque sur les Politiques de Déeveloppement et les Divers Voies Africaines vers le Socialisme, Dakar, 3-8 Deécembre 1962, Paris, Pr'esence Africaine, 1963.

Luanda'nin güneyinde Köle Müzesi bakim onarim sonrasi nihayet kapilarini açti. Büyük bir hevesle yukarida derledigim bilgilerden daha fazlasina ulasacagim düsüncesiyle yollara düstüm, ama sonuç küçük bir hüsrandi benim için. Açikçasi müzede çok fazla bilgiye ulasamadim. Internet üzerinden ulastigim ve burada buldugum bazi kaynaklardan derledigim bilgiler isiginda insalik ayiplarindan en büyügünü aydinlatmaya çalistim.

Yorum (1) Yorum yaz!

Yurtta Sulh Cihanda Sulh

Evet, bugün 4 Nisan ve Angola'da barisin tadi halen damaklarda hissediliyor. Baris yapilali o kadar kisa bir süre olmus ki, Angola halkinin her gününü, yokluk içinde de olsalar, barisi iliklerinde hissederek geçirdikleri asikar. Hayatlari hep savas içinde geçmis bir milletin barisin keyfini sonuna kadar çikartmasi haklari.

Angola 1975 yilinda Portekiz'in sömürgesi olmaktan çikarak bagimsizligini kazanmis, ama hemen ardindan tam 27 sene sürecek olan iç savasin içine sürüklenmis, ancak bundan sonra da politik kökenleri ve dış destekçileri farklı etnik gruplar arasında iç savaş 2002'de liderlerden birinin vurulması ve ölümüne kadar devam etmiş. 4 Nisan 2002'de baris ilan edilmis ve Cin'in destegini her zaman arkasina alan MPLA partisi basa geçerek ülkeyi yönetmeye baslamis. Gelecek seçimlerin 2008 Eylül ayinda yapilacagi söyleniyor, ama bu söylenti iki senedir var ve hep erteleniyor. Umarim Angola baris içinde bir seçim dönemi geçirir ve Kenya'da yasanan kargasa burada da yasanmaz.

 

Mustafa Kemal Atatürk'ün sözüyle yazima son vermek istiyorum.

Yurtta Sulh Cihanda Sulh

Yorum (1) Yorum yaz!

Afrika'nın Sömürgeleşmesi

Resim:World 1898 empires colonies territory.png

1898 yılında dünyadaki büyük sömürge imparatorlukları

 

Afrika'nın sömürgeleşmesi çok kısa sürede gerçekleşti. Şöyle ki, 1870'de Afrika'nın ancak onda biri sömürge iken, 1890'da sömürge olmamış kısım ancak onda bir miktarında idi. Afrika'nın insanlığın bilgisine açılması üç devrede incelenebilir. Bunlardan ilk devreyi teşkil eden ilk çağlarda, Kuzey Afrika'da Mısır ve Kartaca medeniyetlerine rastlanır. Bunların yerini Roma İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ortaya çıkışı ile, Kuzey Afrika Osmanlı İmparatorluğu alır. 8'inci, 9'uncu ve 10'uncu yuzyıllarda ise Arap Yarımadası'nın Doğu Afrika ile temasa geçtiği görülmektedir.

Somali, Kenya ve Kızıldeniz kıyıları 10. yüzyıldan itibaren Arapların sömürgesi oldu. Doğu Afrika'nın Arapların sömürgesi olması dolayısıyla bu bölgelerde Arap dil ve kültürü, hatta aynı zamanda Müslümanlık da yayıldı.  Arap dil ve kültürünün bu bölgelerdeki tesiri günümüze kadar devam etmektedir. Bugün bile buralarda mahalli dillerle Arapça'nın karışmasından meydana gelen ve "Sahil Dili" manasına gelen Swahili dili konuşulmaktadır. Orta Doğu'nun Arap kuşağının Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolüne girmesinden sonra, Doğu Afrika'daki Arap kontrolu zayıfladı. Fakat tam bu dönemlerde, Avrupalılar Afrika ile alakadar olmaya başladılar. 15'inci yüzyıldan itibaren Portekizliler Angola ve Mozambik kıyılarını ele geçirirken, Hollandalılar da Güney Afrika kıyılarına yerleşmeye başladılar. Fransızlar ise Afrika'ya 16'inci yüzyıldan itibaren ve Batı Afrika kıyılarında Senegal'den girmeyi başardılar. İngilizler ise Gine Körfezi kıyılarına yerleştiler.

Denizcilikte ilerlemiş olan Avrupa ülkeleri Afrika'nın kıyılarına yerleşmişler, ancak iklim ve tabiat şartlarının güçlüğü dolayısıyla kıtanın içerilerine girmeye cesaret edememişlerdi. Bu nedenle, 19'uncu yuzyılın ortalarına gelene kadar, Afrika'nın iç kısımları ve buralardaki hayat Avrupalıların bilgisine kapalı kalmıştı.

Afrika'nın insanlığın bilgisine açılmasında Nil Nehri büyük rol oynamıştır. Çok eski çağlardan beri Nil Nehri ve kaynağı insanların merakını çekmişti. 1850 yılında Samuel Baker Nil Nehri'nin kaynağını bulma teşebbüsüne girişmiş, ancak başarılı olamamıştı. Nil'in kaynağını bularak insanlığın bilgisine ilk defa sunan David Livingstone'dur. Livingstone, 1842 yılından 1873 yilina kadar Afrika'nin içlerinde yaptığı gezilerde Nil'in kaynağını bulmuş ve Afrika'nın bilinmeyen kısımlarını insanlığın gözleri önüne sermiştir. Bu gezisi sırasında Kongo ve Zambezi nehirlerini de bulmuştur. Levingstone öldükten sonra, Henry Morton Stanley onun araştırmalarını devam ettirerek, 1870-1894 yılları arasında Uganda, Kenya ve Kongo'nun iç kısımlarını gezmiş, Afrika'nın bir bakıma keşfedilmesine, dolayısıyla da Avrupa devletlerinin kıyılardan içerilere hücumuna sebep olmuştur. Böylelikle de sömürgeleşme ivme kazanmıştır. O dönemde bir yeri ele geçiren o toprakların kendisinin olduğunu ilan ediyordu. Bu tutum anlaşmazlıkları arttırdı. Avrupa devletleri 1885 yılında Berlin'de toplanıp "Berlin Senedi" adlı belgeyi imzalayarak sömürgecilikte "Fiili İşgal" prensibini kabul ettiler. Bu belgeye göre Afrika'da bir toprağı fiilen işgal etmedikçe orasına sahip olunamıyordu. "Fiili İşgal" prensibi Afrika'ya hücumu daha da hızlandırdı. Avrupa devletleri diğerlerinden önce harekete geçip daha geniş toprakları işgal etmeye çabaladılar.

Dogu Afrika'da Tanzania 1884'de Almanya tarafından işgal edildi. Bunun arkasından Almanya Güney-Batı Alman Afrikası'nı (bugünkü Namibya) ve Gine Korfezi'nde Togo ve Kamerun'u ele geçirdi.

Afrika'nın sömürgeleşmesinde aslan payı İngiltere'nindi. İngiltere, Avrupa'da Napolyon savaşlarını sona erdiren ve Avrupa haritasını yeniden şekillendiren 1815 Viyana Kongresi kararları ile Hollanda'nın elinden Güney Afrika'daki Cape sömürgesini aldı. 1840'larda Güney Afrika'dan daha yukarılara çıkıp, bugün Güney Afrika Cumhuriyeti'nin sınırları içinde bulunan Oranj ve Transvaal topraklarını da Cape sömürgesine (Cape Colony) kattı. 1882 yılında İngiltere Mısır'ı da işgal ederek Afrika'nın kuzey ucuna da yerleşti. 1885 Berlin Konferansı'ndan sonra İngiltere Nil Nehri'nin bütünlüğünü korumak için, Mısır'dan güneye inip Sudan'ı da ele geçirmek istediyse de burada müslüman halkın silahlı mukavemeti ile karşilaşip iki kere yenilgiye uğradı ve geri çekilerek tekrar güneye döndü. 1885-1895 yılları arasında Zimbabwe ile Malawi'yi ele geçirdi ve buradan da daha yukarı çıkarak Kenya ile Uganda'ya girdi. Aradakı Sudan'ı da 1895-1896'da yaptığı silahlı mücadele ile işgal etti. Sudan'ın işgali ile İngiltere, Afrika'nın kuzeyinde İskenderiye'den güneyinde Cape Town'a kadar geniş bir şerit halinde uzayan büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuş oldu.

Fransa'nın Afrika'daki sömürgecilik faaliyeti, İngiltere'nin aksi istikametinde gerçekleşti. Yani İngiltere, Afrika'nın kuzey-doğu istikametinde hareket ederken, Fransa Afrika'ya batı-doğu istikametinde girmek istemiş ve bunun için de sömürgecilik hareketine Senegal'den başlamıştı. Fransa'nın 1880'lerde Senegal'den hareket ederek batıya doğru ilerlemesi İngiltere'yi endişelendirmişti. Zira bu dönemde Gine Körfezi'ne de İngiltere hakimdi ve Fransa'nın Niger Nehri istikametinde ilerlemesi dolayısıyla İngiltere, Fransa'nın Niger Nehri'ni takiben güneye, Gine Körfezi'ne inmesinden korkmuştu. Fakat Fransa'nın İngiltere ile yapmış olduğu bir anlaşma ile, Niger Nehri'nin güneyine inmemeyi vaad etmesi, bir çatışmayı önlemiş ve İngiltere'yi rahatlatmıştı. Güneye inmesi İngiltere tarafIndan engellenen Fransa doğu istikametinde ilerlemeye adeta mecbur bırakıldı. Bu nedenle ilerlemesine devam eden Fransa Mali, Chad ve Merkezi Afrika Cumhuriyeti topraklarını ele geçirip Sudan'a girdi ve Nil'in iki büyük kolundan biri olan Beyaz Nil kıyılarına dayandı. Tam bu sıralarda İngiltere de kuzeyden ve güneyden Sudan'ı işgale başlamıştı.

Her iki devletin kuvvetleri Beyaz Nil üzerinde Kodok'da karşı karşıya geldiler. Fransa, İngiltere ile bir savaşı göze alamadığı için 1898 yılında Sudan'dan çekildi ve İngiltere de Nil'in bütünlüğünü eline geçirdi. İngiltere ile Fransa Madagaskar üzerinde de çatıştılar. Fakat Sudan, İngiltere için daha mühim olduğundan, Madagaskar'ı Fransa'ya bıraktı ve oradan çekildi.

Afrika Kıtası'nda Avrupa devletlerinin bu uzun ve hazin sömürgeleşme hikayesini mümkün olduğunca kısa yazmaya gayret ettim ama yine de en kısa haliyle bile hayli uzun oldu. Afrika Kıtası'ndaki ülkelerin bir de tek tek bağımsızlık mücadele hikayeleri var ki onu tek bir yazıya sığdırmam imkansız. Neyse, bağımsızlık hikayelerine Angola'dan başlayıp diğer ülkelere de zaman içinde değinirim günün birinde.

Yorum (9) Yorum yaz!

Müge Dalının Dili

1880'lerde, Almanya, Fransa, İtalya ve Hollanda'da isçilerin günlük çalisma süresi 12 saat civarındayken, ABD ve İngiltere'de 10 saat, İspanya ve Belçika'da örnegin dokuma dalında 13-14 saat idi. Hatta Rusya'da bu sure 15 saate kadar yükseliyordu.

1875-1908'ler arasında işgününün kısaltılması için işçi sınıfı sert mücadelelere girişti. 1800’ler, ABD'de bir uçtan zenginliğin, diğer uçta sefaletin hızlandığı yıllardı. İşçi sınıfı bu vahşi sömürüye karşi büyük kitleler halinde grev silahına sarıldı. Gitgide 8 saatlik iş günü talebi için mücadele öne çikiyordu.
1886'da 350 bin işçinin katıldığı Mayıs grevleri gerçekleşti. On binlerce grevci işçinin Şikago sokaklarını dolduran barışçı 1 Mayıs gösterileri kanla bastırıldı. Amerikan İşçi Federasyonu 1888’de 1 Mayıs şehitlerinin anısını yaşatmak ve 8 saatlik iş günü kabul edilinceye değin her yılın 1 Mayıs’ında greve yapılması kararı aldı. Belçika, Almanya, İngiltere ve Fransa'daki işçi sendikaları da bu karara katılacaklarını ilan ettiler.

1 Mayıs işçi sınıfının Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü, emek bayramı olarak tarihe geçti. 1890’dan itibaren 1 Mayıs bütün ülkelerde proletarya tarafından yasal ya da yasadışı yollarla kutlanmaya baslandi.

Fransa'nin, kuçuk endustri kenti "Fourmies"'de 1891 yili on uç, on dort yasinda, okulda olmasi gereken çocuklarin deneyimli isçi olarak gunde on iki saat çalistirildigi bir donemdi. Fourmies isçileri 1888 yilindan beri "isçi bayrami" kabul edilen 1 Mayis'ta, sekiz saatlik mesai için grev yapmaya karar verdiler o sene. Bu bolgede eskiden beri 1 Mayis'ta genç nisanlilar arasinda birbirlerine çiçekli akdiken dali vermek geleneksellesmisti.

1891 yili 1 Mayis sabahi, dokuma isçileri, sokaklarda "Bize 8 saat, 8 saat gerek!" sloganiyla neseyle dolasiyorlardi. Dokuma atolyesinin onunde grev yapan isçilerle jandarma arasinda hafif bir surtusme yasandi ve birkaç grevci tutuklandi. Ogleden sonra isçiler tutuklanan arkadaslarini kurtarmak amaciyla arkadaslarinin hapsedildikleri belediye binasinin onunde toplandilar. O itis kakis arasinda jandarmaya takviye olarak gelen askerlerin yavas yavas geriledigini goren bir piyade subayi, grevcilerin ustune "Ates!" emrini verdi. 9 kisi oldu ve 33 kisi yaralandi. Olenler arasinda, Maria Blondeau adli genç kiz, ellerinin arasinda kendi kanina bulanmis bir akdiken dalini halen simsiki tutuyordu. Nisanlisi, sevgilerinin simgesi olan o dali henuz o sabah vermisti ona.

Fransa'da ancak 1918 yilindan sonra kazanilan bir hak 8 saatlik mesai suresi, ancak 1 Mayislar "un brin de muguet", bir muge dali gelenegine donuserek her yil kutlanmaya devam ediyor. Mayisin birinci gunu, Fransizlar yakinlarina ve hatta sokaklarda karsilastiklari yabancilara birer muge dali armagan ediyorlar.(*)

Geçen ay Fransa Dinard'daki evimizin bahçesine diktigim muge dallari bu 1 Mayis'da acaba çiçek açtilar mi? Bu sene esime, dostuma bahçemdeki muge dallarini vermek kismet olamiyor, ama 1 Mayis Isçi Bayrami'nin simgesi muge çiçegini her sene bahçemde yeserterek Fourmiesli Maria Blondeau'yu ve tum emektar isçileri sevgiyle aniyorum.

Angola'da da 1 Mayis "Dia do Trabalhador" yani "Isçi Bayrami" olarak resmi tatille kutlaniyor. Burada insanlar 1 Mayis'da birbirlerine bahar dallari mi, zeytin dallari mi veriyor, yoksa daha farkli kutlamalara mi sahne oluyor Luanda'nin meydanlari, bizzat sahit olacagim ve kayda deger birseyler olursa kaleme de alacagim.

 

(*) Fransa'daki 1 Mayis isçi hareketleri ile ilgili Mine Kirikkanat'in "Yalniz Kalem Unutmaz" adli kitabindaki "Ofke Ciçekleri" isimli makalesinden yararlanilmistir.

 

Herkese gonulden bir MUGE DALI armagan olsun!

Yorum (4) Yorum yaz!

Ayin 13'u Cuma'ya Denk Gelirse - 4

Elveda Lizbon

Lizbon'u enine boyuna arsinladiktan sonra hazirlilarimizi yapmak ve 23:30'daki Lizbon-Luanda uçusuna gecikmemek için otelimize vakitlice geri donuduk. Kisa sure dinlenip, gunun keyifli yorgunlugunu biraz da olsa uzerimizden atip, aksam yemegimizi yedikten sonra Lizbon Havaalani'nin yollarina dustuk. Takside giderken Lizbon'a son bir kere daha bakip "Bu sefer de Baixa Alto'daki bir fado barina veya retoranina gidemeden ayriliyorum. Neyse, bir dahaki sefere." diye dusundum. Inanilacak gibi degil, ama 23:30'daki uçagimiz 23:50'de, sadece 20 dakika rotar ile havalandi. Sanirim iki saat kadar yol almistik ki, kaptan pilot "Uçagimizdaki teknik bir arizadan oturu Lizbon'a geri donmek zorundayiz. Verdigimiz rahatsizliktan oturu ozur dileriz." dedi. Esimle ben birbirimize bakip "Yooo, bu kadari da fazla artik, dogru olamaz. Bu olsa olsa bir kamera sakasi olabilir." dedik. Uçaktaki yolcularin çogu uyku moduna geçmis, hiçbir seyden habersiz, Luanda'ya dogru yol aldiklari dusuncesinin huzuruyla, misil misil uyuyorlardi. Digerleri de pek fazla detay içermeyen anonsla ilgili daha fazla malumat toplamaya, tehlikeli bir durumla karsi karsiya olup olmadigimizi ogrenmeye çalisiyordu. Esimin arastirmasi sonunda doyurucu bilgiye ulastim. Bizim uçaktaki teknik problem yakit tanklarindan birinde meydana gelmis. Bir uçakta iki tanesi kanatta, biri merkezde, digeri de kuyrukta olmak uzere dort adet yakit tanki bulunurmus. Seyir aninda bu tanklarin hepsinden harcama yapilir, tanklar birbirini esitlermis. Bizim uçakta bir tank hizli bosalip diger tanklarla esitleme yapmiyormus, bu da uçagin yakit tuketimini arttiriyormus, dolayisiyla eger ineceginiz alan uzaktaysa bu yakit tuketimiyle inmeniz olanak dahilinde olmadigindan en yakin havaalanina inis yapilmasi gerekiyormus. Dolayisiyla Lizbon'dan havalandiktan yaklasik 4 saat sonra tekrar Lizbon Havaalani'ndaydik.

Tekrar Merhaba Lizbon

Uçak inis yaptiginda uykularindan uyanan yolculardan "Geldik mi? Ne çabuk geldik." diyenler mi istersiniz? Gozlerini ovusturarak ne oldugunu anlamaya çalisanlar mi, halleri pek komikti gerçekten. Uçak personeli tarafindan hemen hemen hiç bir açiklama yapilmadan uçaktan indirildik ve bagajlarimizi beklemeye basladik. 10/15 dakika kadar bekledikten sonra yolcularin suru iç gudusuyle bir yone dogru kosturmaya basladigini gorduk ve tabii biz de suruye takildik ve kendimizi valizlerimizi alamadan havaalaninin disinda bulduk. Valizlerimizi alamama nedenimiz sabahin 4'unde havaalaninda valiz tasimasiyla gorevli sadece iki gorevlinin bulunmasiymis. Esim atak davranarak beni ilk gelen taksiye bindirmesiyle 10 dakika sonra kendimizi Agustos ayinda TAP'nin misafiri olarak iki gece konakladigim otel "Vip Art's"'da bulduk. Dusunsenize uçaktan inen 274 kisinin ayni anda otele gelip check-in kuyruguna girdigini, neyse, biz FIFO yaparak, ilk sirada oldugumuzdan otel check-inimizi hemen bitirip yaklasik 4:30 siralarinda (Turkiye saatiyle sabah 6:30) odamiza yerlestik. Bu arada bize tahsis edilen oda otelin 3.katta 13 numaraliydi. "Bizim Luanda'ya geri donmememiz için gonderilen mesajlar bunlar." dedigimde, esim yine benimle dalga geçti. Varsin geçsin, ne yapayim ben batil inançliyim. Sabah kahvaltisinda uçusumuzun zamani ile ilgili bir bilgi alamadik, sadece ogle yemeginde konu ile ilgili duyuru yapilacagi bildirildi. Biz de otelimize yakin Ulusal Park'in içinde bulunan Vasco de Gama alisveris merkezine gidip zaruri ihtiyaçlarimizla ilgili alisveris yapip, Tejo Nehri kiyisina kurulmus Ulusal Park'da gezindik.

Lizbon

Ulusal Park

Vasco da Gama Alışveriş Merkezi, Ulusal Park içerisinde.

Vasco de Gama Carsisi

Ogle yemegi sirasinda yapilan duyuruya gore uçus saati saat 15:00'de yapilacak olan yeni bir duyuruda bildirilecek, yani bu demek oluyor ki "Otelden fazla uzaklasmayin!". Biz de ogleden sonrayi otelde dinlenerek geçirdik. Saat 15:00'deki duyuru "Ey, TAP yolculari, bu aksam da otelimizde misafirsiniz." Gulmeli mi, aglamali mi? Hemen hemen tum gunu otelde bekleyerek geçirdigimizden aksam yemegini otelde yemek yerine Baixa Alto'ya bir fado restoranina gitmeye karar verdik ve yeniden Lizbon yollarina dustuk.

"A Severa"

Cingene sarkici Maria Severa fado muziginin 19.yuzyilda ilk yorumcularindan. Annesi Portekiz asilli, babasi ise bir çingene olan Maria Severa sesiyle ve guzelligiyle Lizbon'u buyuluyor. 13. Kont Vimioso Maria'ya asik oluyor ve Kont'un bu trajik aski zamanin sairlerine, yazarlarina ilham kaynagi oluyor.

 

A Severa Rua das Gaveas-Baixa Alto'da

 

Severa'nin adini tasiyan fado restorani "A Severa"'da canli fado muzigi esliginde yemeklerimizi yedik.

Restoranin duvarlari Lizbon tarihini betimleyen çinilerle kapli. Portekiz çini isçiliginin  anavatanlarindan biri. Bazi apartmanlarin dis cepheleri halen eski çinilerle kapli. Cini konusunu isterseniz bir sonraki Lizbon gezime birakalim. 

 

Kulaklarimizda fado ezgileri

 

 

Lizbon'dan ayrilirken, havaalani yolunda tuttugum dilegimin bu kadar kisa surede gerçeklesecegini nereden bilebilirdim?

O aksam da otelde konakladiktan sonra sabah 10:30'da kalkacagi duyurulan Lizbon-Luanda uçagina bindik ve 3 saat rotarla havalandik. Uçak havalanmadan once ben Luanda'daki yardimcimiz Nelo'yu arayarak bizi 21:00'da havaalaninda karsilamasini rica ettim. Saat 21:00 civari Luanda Havaalani'na nihayet inis yaptik, ancak gumrukten geçmemiz, valizlerimizi almamizla disari çikis saatimiz 22:00'yi buldu. 12 Nisan Persembe gunu ogleden sonra baslayan Paris-Lizbon baglantili Luanda'ya donus maceramiz 15 Nisan Pazar aksami 22:00'de son buldu. Havaalanindan disari çiktigimizda sagnak yagmur yagarken Nelo'nun yerinde de yeller esiyordu. Sag olsun gelmis, saat 21:00'de, beklemis, beklemis, yagmur yagiyormus, arabada da beklemeyip evine geri donmus. Aklina "Rotar var mi acaba, bir su panele bakivereyim." diye bir soru gelmemis. Tum olanlari mecburen sineye çektim gunlerdir. Nihayet Luanda'ya ulasmisiz, fakat evimize ulasamiyoruz. Istanbul degil ki burasi istemezsin zorla seni taksiye atip bir yerlere goturmeye çalissinlar. Nelo bu arada yollara dustu ama nereden baksaniz havaalanina ulasmasi iki saat alir. Esim orada bizim gibi zor durumda olan yolculari ya tasirsam diye bekleyen birini buldu, kulustur mu kulustur bir araba, bagajinin hemen hemen yarisini kaplayan hoperlorlerden dolayi bizim valizleri ittire  kaktira arabaya zor sigdirdik. Hiç farketmez bizi gorurecek bir araç bulduk ya, neredeyse Erenkoy-Ataturk Havaalani arasi taksi bedeline 4 kilometre gittik, gidebildik ya onemli olan o.

Evde yine elektrik ve suyun bizi karsilamama toreni vardi. Jeneratoru çalistirip, su depomuzu devreye aldik. Artik evimizdeydik.

Bir daha ayin 13'u cumaya denk gelecek, ben o gun ayagimi disari atacagim, asla. Yatagimdan bile disari çikmam, neme lazim, tedbiri elden birakmamak lazim.

 

Not: 2000 yilinda bir is seyahati donusu Paris CDG'de nevi sahsina munhasir roman karakteri ozelliklerine sahip bes kisiyle bir gece havaalani civari otellerden birinde mecburi konaklamak durumunda kalmis ve kaldigimiz otel bolgesine ertesi gun bir Concord dusmustu. Tarihi çok net hatirliyorum, 16 Temmuz 2000 Pazar gunuydu, yani ayin 13'u ve cuma gunuyle hiç alakasi yoktu. (Bu gereksiz detaylari hatirlamasam daha fazla gerekli bilgiye yer bulabilecegim hafizamda .)O kadar çok havaalani hikayem birikti ki sonunda "Havaalani Hikayeleri" diye bir kitap yazabilirim, bir karar vereyim o zaman daha fiyakali bir isim de bulurum kitabima.

 

Bu yazi dizisine gosterdiginiz ilgiden dolayi tesekkurler.

-SON-

 

Yorum (11) Yorum yaz!