World Press Photo Event 2008

World Press Photo/Dünya Basin Fotografçiligi Dernegi'nin 1955 yilindan beri her sene düzenledigi World Press Photo Event Exhibition 2008/ Dünya Basin Fotograf Olaylari 2008 Sergisi 45 degisik ülkede mart ayinda gösterime açildi. Türkiye'nin bu listeye girememis olmasina biraz içerledim. Bu arada, Angola'yi sergiyi gerçeklestiren tek Afrika ülkesi  olmasi dolayisiyla kutluyorum. Luanda'daki sergi Ulusal Dogal Tarih Müzesi'nde 14 Mart ile 3 Nisan arasinda fotograf severleri bekliyor. Sergi basin fotografçilarinin 2007 senesinde savas, göç, doga ve spor konularinda çektigi ve yarismada ilk üç dereceyi paylasan fotograflari kapsiyor. Dünyadaki gelismeleri fotograf yoluyla büyük kitlelere yaymayi hedefleyen Dünya Basin Fotograflari Sergisi, basin fotografçiliginda yaraticiligi kamçilamasinin disinda, iyi kalite fotograflari bir araya getirip, küresel olaylarla ilgili farkindaligi arttiran bir görev de üstlenmis yillardir. Insanlik ayiplarini, çekilen çileleri, bir yerlerde, bizimle ayni zaman diliminde insanlarin nasil insanlik disi yasamak durumunda birakildiklarini bir kez daha beynimize naksediyor. 

 

 

 

http://www.worldpressphoto.org/ sitesinde 2007 ve daha önceki yillarda gerçeklestirilmis sergi fotograflarina ve World Press Photo ile ilgili detay bilgiye ulasabilirsiniz. I

Yorum (1) Yorum yaz!

Ebristan'dan Yeşerenler

 

Üsküdar'da Ebru eğitimi aldığım sanatevi Ebristan'ın bu haziran kuruluşunun 10. yılı kutlanıyor. Bu kutlama kapsamında biri Beylerbeyi, diğeri Dolmabahçe Sarayı'nda olmak üzere iki sergi açıldı.  Ebristan faaliyete girdiğinden beri, bu 10 yıllık süre zarfında ebru ustadı Hikmet Barutçugil önderliğinde yetişen ve yeşeren 95 ebruzenin  birer yapıtının yeraldığı sergi 20/30 Haziran tarihleri arasında Berlerbeyi Sarayı'nda ilgililerini bekliyor. 21/30 Haziran tarihleri arasında hat, tezhib, katı ve ebru üstadlarının eserlerinin yeraldığı diğer bir sergi ise Dolmabahçe Sarayı'nda.

 

Ben iki sergiden de çok etkilendim. Beylerbeyi Sarayı'ndaki sergide çeşitli mesleklerden, sadece amatörce ebruyla ilgilenen ama ebruya gerçekten gönül vermiş 95 kişinin ebru sevgisini nasıl da maharetle eserlerine yansıtmış olduklarını gidip, gezip bizzat sizin şahit olmanızı salık veririm.

 

Dolmabahçe Sarayı'ndaki sergide hat, tezhib, katı ve ebru konusundaki üstadların ince zevkleriyle ürettikleri  eserlerinin sergilendiği sergiyi de gezmek insani alıp eski zamanlara götürüyor sanki bir zaman tünelinde.

 

Tavsiyem iki sergiyi de kaçırmamanız.

 

Beylerbeyi Sarayı'ndaki "Ebristan'da Yeşerenler" sergisinden birkaç ebru ...

 

 

 

Yorum (3) Yorum yaz!

Suyun Boya ile Dansi

Cok uzun zamandir aklimin bir kosesinde olan, ama bu seferki Istanbul seyehatime kadar hiç firsat bulamadigim çok keyifli bir sanat dali ile, Ebru Sanati ile Istanbul'a geldigimden beri hasir nesirim.

 

Ebristan Anasayfa

Size kisaca en eski Türk kağıt süsleme sanati olan Ebru'dan biraz bahsedeyim.

Orta Asya dillerinden Çağatayca'da "hare gibi, damarlı" anlamına gelen 'Ebre' kelimesi Ebru sanatının bilinen ilk adıdır. İpek Yolu ile İran'a gelen sanat, burada 'Abru' (Su Yüzü) veya 'Ebri'  (Bulutumsu, bulut gibi) olarak isimlendirilmiş. Daha sonra Türklerle birlikte Anadolu'ya gelen bu sanatın adı 'Ebru' olarak dilimize yerleşmiş.
Şu an Avrupa'da 'Marbling' diye bilinen Ebru 17. yüzyılda Avrupa'da 'Türk kağıdı' adıyla taninmistir. Ebru Türkiye'de cilt sanatının yanı sıra, hat sanatında zemin ve pervaz olarak kullanılmış. Hat sanatının, sanat atölyelerinde çoğalmasıyla birlikte, fonda kullanılan bu desenli kağıdın da değeri artmış, çerçevelenecek kadar önemsenmiş.
Günümüzde, diğer soyut ve plastik sanatlar gibi değerlendirilmekte Ebru sanati. Ebru, görsel zerafetinin yanı sıra, bizlere mikro ve makro alemlerden, çıplak gözün göremeyeceği ilginç güzellikler sunuyor.

Ebru  egitimime Ebru sanatçisi Hikmet Barutçugil'den Istanbul, Uskudar'daki Ebristan sanat merkezinde devam etmekteyim.

 

Ebristan'in Tarihçesi;

Ebru Evi

Ebristan, 1830'lu yillarda Sultan III.Selim tarafindan yapimina baslanip Sultan II.Mahmut doneminde bitirildikten sonra, Selimiye Kislasi pasalarina ihsan edilen 12 konaktan biri. Ilk sahibi Izzettin Pasa. O donemde yapilmis ve semte de adini veren (Ihsaniye) ayni ozellikteki 12 konaktan maalesef sonuncu olmasi sebebiyle de onem tasiyor. Ebristan, on yil suren restorasyondan sonra 1996 yilinda faaliyete geçmis. O donemden beri de Ebristan degerli sanatçi Hikmet Barutçugil onderliginde basta Ebru sanati olmak uzere diger butun Turk Islam sanat ve zenaatlerinin egitimlerinin verildigi ve  uygulandigi bir mekan.

Ebru'nun Tarihçesi;
Ebru sanatinin nerede ve ne zaman basladigi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bugun bilinen modern ebrunun 13. yuzyilda Turkistan'da, Semerkant'ta ve 14. yuzyilda Iran'in dogusundaki Herat yoresinde yapildigina dair bazi kaynaklar bulunmaktadir. Ebru da aynen kagit gibi Ipek Yolu ve diger ticaret yollarini kullanarak dogudan batiya yayilmistir. Tarihi tesbit edilmis en eski ebru 1447 yilina ait olup, Topkapi Sarayi'nda bulunmaktadir. Osmanli doneminde bir çok ebruzen yetismis. Bu donemde ebrulu kagitlar devlet belgeleri ve resmi yazismalarda zemin olarak kullanilmis. Buradaki baslica amaç estetik degerlerin yani sira tahrifat girisimini engellemeyi amaçlamaktadir ki, bugun çek, senet ve kagit paralar uzerindeki karmasik desenlerin mantigi buna dayanmaktadir. Ebru tarihinde bugune kadar tesbit edilebilen ilk ebruzen "sebek" lakabi ile bilinen Mehmed Efendi'dir. Ebru tarihinde bilinen en onemli ustadlardan biri de Hatib Mehmed Edendi'dir. Gunumuzde "Hatip" adi ile anilan ebru turunu çokça kullandigindan bu adla anilir olmustur. Hezarfen unvani ile anilan Ibrahim Efendi'nin ebru alaninda sohreti saraya kadar ulasmis ve eserleri devrin padisahi Abdulaziz'i de etkilemistir. Son Osmanli ebru ustadlarinin en onemlilerinden Necmettin Okyay (1883-1976) çiçekli ebrulari ilk uygulayan kisidir.
Gunumuzde bu sanati ustalardan Hikmet Barutçugil, Niyazi Sayin, Fuad Basar, Alparslan Babaoglu, Timuçin Tanaslan, Feridun Ozgoren ve birçok genç sanatçi devam ettirmektedir.


Ebristan Sanat Evi'nin ve Ebru Sanati'nin tanitimi

Ebristan Sanat Evi'nin web adresi:  http://www.ebristan.com/

 

Niyetim Ebru Sanati'ni layigiyla ogrenip, deneyip, deneyip yanilarak, yanilip yanilip

yanilmamayi ogrenerek tecrube kazanip yurtdisinda bu sanatin tanitimini yapmak.

Bakalim neye niyet neye kismet .

Figoltx Ebristan'da ilk Ebru'sunu itinayla yaparken

 

 

 

 

 

 

Figoltx ilk Ebru'su ile memnun ve mesut

Yorum (5) Yorum yaz!

Kabongo

Angola'ya bir sureligine yerlesme karari aldigimizda "Ben neler yapabilirim acaba orada?" diye çok dusunmus ve nihayetinde resim yapmaya karar vermistim. Uzun sureli seramik geçmisim olmasi dolayisiyla resim yapma konusunda da birseyler yapabilecegimi, en azindan vaktimi keyifle degerlendirecegimi dusunmustum. Fransa'dan ve Turkiye'den gerekli tum ekipmanlari (sovale, degisik ebatta tuvaller, resim kagitlari, firçalar, spatullar, envai renk yagli boya, akrilik boya, pastel boya, kara kalem, sulu boya ve daha niceleri) ve degisik teknikleri ogreten el kitaplarini yuklenip Agustos 2006'da Luanda'nin yolunu tuttum. Yerlesir yerlesmez de Luanda'daki belli basli otellerdeki resim sergilerini ve galerileri dolasarak lokal sanatçilari tanima turlarina basladim. Bir sure gezindikten sonra Angola kirsal kesimini canli renklerle tuvaline aktaran "Kabongo" isimli bir sanatçinin tablolarinin benim zevkime hitap ettigi dusuncesiyle kendisiyle irtibata geçtim. 

 

 

Kabongo'ya atolyesini ziyaret etmek istedigimi, diger eserlerini de gormeyi arzu ettigimi soyleyip bir randevu kopardim. Ertesi gun esimi de koluma takip Kabongo'nun atolyesinin yolunu tuttuk. Atolyenin yolunu sora sora, haritamiza baka baka bulduk bulmasina ama ben pek emin olamadim açikçasi atolyenin bu adreste, boyle bir yerde olabilecegine. Esim oryantasyon konusunda, yer, yurt bulmada, adresleri sippadanak tespit etmede her zaman benden bir kaç adim ileride oldugundan, dedigi dogrudur zanniyla park etmis arabanin kapisini açip, disariya çikmak amaciyla ayagimi disariya atmamla geri çekmem bir oldu. Ancak bin sahitle sokak olduguna sahadet getirilebilecek olan yol lagim sulariyla kaplanmis, arabadan inise geçit vermiyordu.  Esim daha uygun bir park yeri buldugunda, yaz olmasi dolayisiyla giymeyi uygun gordugum sandaletlerimi basabilecegim kuruca bir zemin bulabildim nihayet arabanin kapisini açtigimda. Lagimla karisik zifos birikintilerinin kah ustunden, kah aralarindan hoplaya, ziplaya geçerken binanin dehsetengiz manzarasi karsisinda ikircikli duraklamadan sonra, bizi içeride nelerin bekledigini merak ederek ilerledik.

 

 

Binanin merdivenlerini tirmanmaya basladigimizda ne netameli bir yer oldugunu bir kez daha kendi kendime tasdik edip, buraya yanliz gelmemis olmanin ferahligiyla ilerledim. Merdivenlerde sagli sollu oturmus bebegini emziren, eteginden çekistiren uç, bes çocuklu kadinlar dairelerden birinden gelen semba muzigi esliginde, pislik içinde çene çaliyorlardi.  Ikinci kattaki atolyenin omuz atsan açilacak kapisina ulasip, urkek bir sekilde "tik, tik, tik" çaldik. Kapi gacir ve gucur sesleri esliginde açildi, nihayet Angola'nin unlu ressami Kabongo karsimizda duruyordu. "Destur, destur" nidalari arasinda içeriye adimimizi attik.  Içerisi beni yakar disarisi sizi diyeyim, yani içerisi disarisindan pek parlak degildi. Duvarlar nemden parça parça kabarmis, kimi parçalar yerlere dusmus, kimileri halen yerçekimine direnmekteydi. Kesif bir kuf kokusu içeriye girer girmez genzinizi yakiyordu. Curumus ahsap pencereler yerinde duruyor ama camlarin yerinde ise yeller esiyordu. Buyucek bir odanin tam ortasina konuslanmis bir torna tezgahi, yerlerde talaslar atolyeye ilginç bir gorunum daha kazandirmaktaydi. Bir zamanlar hardal rengi kadife kapli oldugu guçlukle anlasilan koltugun yirtiklarindan gorunen delik desik sungerlere gozum takildi kaldi. Gorduklerimden dolayi duydugum hosnutsuzluk o kadar derin ve orayi derhal terketme arzusu oylesine belirgin hale geldi ki, Kabongo'nun tablolarina goz ucuyla bakip, daha once yapip satmis oldugu tablolarinin fotograf arsivini de gozden geçirip, o atolyede ders almanin imkansizligini bizzat kendi gozlerimle tecrube etmenin huznuyle, Kabonga'ya tesekkurlerimizi iletip, oradan ayrildik.

 

 

 

Tum imkansizliklara ragmen Kabongo'nun iste bu atolyede uretmeye devam ettigi eserleriyle nereye gitsem, bir restoran, bir otel lobisi veya bir kafe olsun, her yerde karsilasip, her seferinde bu hatirami tazeliyorum.

Yorum (5) Yorum yaz!

Kumdan Tuvaller

Agustos 2006'da ilk Luanda'ya geldiğimizde evimize yerleşene kadar bir ay süresince Hotel President'de kalmıştık. Otelin restoranının sergi salonuna bitişik olması nedeniyle sürekli değişmekte olan tabloları bizzat gözleme şansım oldu. Sergilenen tablolar içinde en çok ilgimi çekenler kum tekniği ile yapılmış olanlardı. Bu tabloları yapan ressam Simon'un aynı zamanda otelin boyacısı olduğunu öğrenince çok şaşırdım ve kendisini ayrıca takdir ettim. Angola kökenli Simon işten arta kalan zamanlarında otelin ona tahsis etmiş olduğu miniminnacık atölyesinde kumdan tablolarını üretip, otellerde açılan sergilere katılıyor. Atölyesini ziyaret edip, kumla tuval üzerinde nasıl harikalar yarattığını öğrendim.

Hazır olun! Simon'un sırrını açıklıyorum ! ! !

 

Malzeme:

İstenilen boy tuval

Değişik ebatta resim fırçaları

Likit yapışkan

Plajdan toplanmış kum

Değişik renklerde akrilik boya

Boya inceltici solüsyon

Elek

Çizime uygun kurşunkalem

 

Yapılışı:

Öncelikle kumu eleğinizle eliyorsunuz ama eleğinizi duvara asmayıp bir sonraki aşamada kullanılmak üzere bir kenara koyuyorsunuz.

Elediğiniz kumu akrilik boya ve inceltici ile karıştırıp kurumaya bırakıyorsunuz. Bu işlemi deseninizde kullanıcağınız her bir renk için ayrı ayrı tekrarlıyorsunuz. Tuvalinizin üzerinde degrade renklerden oluşan bir görüntü elde etmek istiyorsaniz kumunuzu boyarken ana renklerinizi açmak veya koyultmak için beyaz ve siyah akrilik boyadan yararlanın.

Tuvalinizin üzerine kurşunkalem ile deseninizi çiziyorsunuz. Deseninizde kumla renklendireceğiniz bölgeye fırça ile likit yapışkan uyguluyorsunuz. Tuvalin uzerine elekle renklendirdiğiniz kumu eliyorsunuz. Kumladığınız kısım iyice kuruduktan sonra desenin diğer kısımlarına da yine likit yapışkanı sürüp uygulayacağınız renge göre kumu eliyorsunuz.

Tuvalin iyice kuruduğuna kanaat getirdikten sonra desenin kenarlarını belirginleştirmek için ince fırça kullanarak uygun renkli akrilik ile kenar çizgilerini çekiyorsunuz. Akrilikle tuvalin belli yerlerine gölge ve ışık yerlestirmek için fırça darbeleriyle rötuş yapıyorsunuz.

Artık tuvaliniz Afrika'ya özgü deseninizi renklendiren kumun verdiği buğulu çehresiyle duvarınızı süslemeye hazır hale geldi.

 

Ellerinize sağlık. Duvarınıza asın, seyrine bakın!

 

 

Simon'un Angola'lı kadınları tasvir          14 km pazarından bir kum tuval

eden kum tuvalleri

 

Yorum (6) Yorum yaz!