Aslında Çin’in Afrika kıtasıyla olan ilişkileri eskilere dayanıyor; Çin daha çok, Afrika ülkelerinin bağımsızlık mücadelelerine destek veren bir ülke olarak hatırlanıyor. Çin’in Afrika’yla 2000 sonrası kurulan ilişkileri, artık Çin’in Afrika ülkelerinin bağımsızlığını destekleyen bir “üçüncü dünya yoldaşı” değil; ülkesindeki gelişen kapitalizme koşut olarak, Afrika kıtasını gitgide büyüyen dev ekonomisinin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanan bir dünya devi olduğunu gösteriyor.
2004 yılının Ağustos ayında Çin’in ihracat bankası Eximbank, Angola’nın 30 yıl sürmüş olan iç savaş sırasında yerle bir olan altyapısını yeniden inşa etmesi için 2 milyar dolarlık kredi verdi; bunun karşılığında Çin günde 10,000 varil petrol alıyor. Bunun sonucunda Angola ürettiği petrolün yüzde 25’ini Çin’e ihraç eder hale geldi. Yüzde 1,5 üzerinden 17 yıl vadeyle verilen kredi pek karlı görünmese de anlaşmaya göre altyapı inşaatlarının sadece yüzde 30’unun Angola'lı firmalara verilmesi öngörüldü. Bundan da Angola'lı işadamları oldukça şikayetçiler.
Çin Angola’da tüm ülkeyi dolaşan bir demiryolu sistemini finanse ediyor. Hali hazirda Luanda dişinda yeni havaalanı, otoban ve alt yapı projelerine de Çin imzasını atıyor.
Çin’in Afrika’ya gösterdiği bu ilginin en büyük sebebinin Çin’in durmak bilmez ekonomik büyümesi ve devasa boyutlara ulaşan enerji tüketimi olduğu çok aşikar. 2020 yılına kadar Çin’in enerji ihtiyaçlarının yüzde 60’ını dışardan karşılaması bekleniyor. Batılı büyük enerji şirketleri dünyadaki diğer büyük petrol rezervlerini kontrollerinde bulundurduklarından bu bölge belki de Çin’in el atabileceği tek yer. Örneğin bugün Çin’in Angola’dan ithal ettiği petrol miktarı Suudi Arabistan’dan ithal ettiği miktarı geride bırakmış durumda.
Angola’nın ihracatının büyük bölümü, özellikle de petrol, Çin’e gerçekleştiriliyor.
Çin’in Afrika’yla bu kadar yakından ilgilenmesinin nedeninin Afrika’nın büyüyen Çin ekonomisi ve güçlenen Çin devleti için bir “cennet” olduğu çok açık; tartışmalı olan ve şu sıralar çok tartışılmakta olan şey ise bu ilişkinin karşılıklı faydaya mı yoksa Çin’in tek taraflı sömürüsüne mi dayandığı.
Çin Angola'nin yeniden yapılanmasında işçi olarak politik suçlularını bilabedel çalıştırıp, mahkumiyetleri bitiminde ülkelerine dönebilmeleri için herhangi bir maddi yardımda bulunmuyor. İşçiler de bulundukları ülkede kendi başlarının çaresine bakmak durumunda kalıyorlar.
Çin’in Afrika’yla olan ilişkilerini bu şekilde geliştirmesi diğer dünya devlerini de son derece endişelendiriyor.
Çin’in Afrika'lıların iyiliğinden ziyade kaynaklarının peşinde olduğu yönündeki yorumlar bir hayli fazla. Elbette Çin-Afrika yakınlaşmasının Batılı ülkelerin sömürgelerine yaklaşımından çok farklı olduğu, mevcut ilişkide karşılıklı çıkar ilişkisinin hakim olduğu da bir gerçek.
Kesin olan bir şey varsa o da, bu gelişmelerin Çin ekonomisinin ABD, AB ve Japonya ekonomileri ile giriştiği/girişeceği rekabette birkaç adım öne geçmesini sağlayacağıdır.