Angola'dan Goruntuler
Kasim 2006'da Luanda'daki evimizde ilk misafirimizi, Manuel Gomes'i ağırlamıstık. Arkadasimiz Manuel Gomes isminden de anlasildigi uzere Portekiz asilli, Paris'te yasayan bir fotograf sanatçisi. Manuel simdiye kadar hiç kimsenin gerçeklestirmedigi çok guzel bir projenin altina imzasini atiyor.
Avrupa'dan çıkıp doğrudan Hindistan'a giden ilk kişi olarak bilinen, Portekizli denizci, Kesifler Cagi'nda yasamis Avrupa'nin en basarili kaşiflerinden olan Vasco da Gama'nin asagidaki haritada izlemis oldugu rotayi takip ederek Portekiz'in tum eski kolonileriyle ilgili çektigi fotograflarini ayri ayri kitaplarda topluyor Manuel.
Brezilya ile ilgili kitabi "Brasil Sem Artificios" ve Sao Tomé adasiyla ile ilgili "Sao Tomé e Principe Perdidas no Oceano" sadece bu kitaplarindan ikisi. Angola'da misafirimiz oldugu donemde çektigi fotograflarini derledigi kitabi eli kulaginda, ya basildi ya da baski asamasinda. Angola'dan sonra eski Portekiz kolonilerinden uzak doguda adini hatirlayamadigim mini minnacik bir adacik kaliyor projesini tamamlamak için fotograflayacagi. Sanirim onu da 2007 ikinci yarida gerçeklestirecek. Ne zevkli isler var degil mi?
Manuel'in Luanda gezisi kismina bizzat ben de amator kameramla katilmis, hem çok eglenceli gunler geçirmis, hem asla tek basima gidemeyecegim gecekondu mahallelerine, yerel pazarlara, balikçi koylerine girmis, hem de oralarda bol bulamaç fotograf çekebilme luksunu elde etmistim. Luanda disinda Benguela, Bengo, Namibe, Huila isimli sehirleri, koyleri kesif bolumune bizzat eslik edemedigim için bu gezi akabinde Luanda'ya donusunde bize aktardigi bir anisini ve ilgili ani fotograflarini sizlerle paylasmak istiyorum.
Iki sehir arasini su asagida resmini ekledigim minibusvari jeeple, 15 kisi ve 2 tavuk hep birlikte gitmeye karar veriyor. Baska çaresi yok, zira tek ulasim araci orada bu tip jeepler, ancak varis suresinin sadece 3-4 saatten ibaret oldugunu ogrenince, zaten Afrika'ya ve bu tip yolculuklara alisik oldugundan "Neden olmasin? Baska da çarem yok." deyip atliyor jeepe ve yola koyuluyorlar.
Ilk baslarda hersey normal, arada ihtiyaç molasi verip, sakin sakin yollarina devam ediyorlar. Bazen karsilarina turlu engeller de çikmiyor degil. Hayvan suruleri, yogun yagistan oturu bakçik golune donmus yollar, vs. Ancak sofor pek maharetli, tabi ayni yolu gide gele meleke de kesbetmis, neredeyse gozu kapali suruyor aracini ve tum engelleri itinayla, teker teker asiyor ve tingir mingir ilerlemeye devam ediyorlar.
Taa ki araç tekleyene ve buradan bir tekerlek boyu daha bile oteye gitmem diyene kadar. Burasi Avrupa degil ki teknik servisi ara, 15 dakika içinde yaninda bitiversinler. Burasi Turkiye de degil yoldan geçen bir araca "Abi ya, çekme halatinla bizi en yakin koye kadar bi attırıversen, gozunu seveyim, n'olur?" desinler de sorunlarina da çozum bulsunlar. Angola'nin kus uçmaz kervan geçmez yollarinda kaliveriyorlar bir baslarina, tavuklar da cabasi.
Bu arada aksam karanligi iyice bastiriyor ve çozum için gunun agarmasi bekleniyor, dolayisiyla da bizim Manuel maksimum 4 saatte alacagini dusundugu yolu o geceyi 15 kisi ve 2 tavuk ilavesiyle bir jeepte geçirip tam 18 saatte tamamlayabiliyor.
Burada surekli bir fisilti kulagimizda "Afrika"da oldugunu sakin unutma!" diye bizleri uyariyor. Afrika insana sabretmeyi, hiçbir seye sinirlenmemeyi, her kosulda tebessum etmeyi, burada herseyin mumkun oldugunu kendine has orneklemeleriyle oyle de guzel ogretiyor ki. . .
Tesekkurler Afrika!
Yine yesillendi baobab dallari
Amanin yesillendi baobab dallari
Bu sezon yesildir baobab dallari
Bu sezon yesildir baobab dallari
Nara nay nay nay nay nay, nay na nay na nay
Nara nay nay nay nay nay, nay na nay na nay
Türkümüzü uyarladığım kadar var, yeşillenmiş, değil mi?
Yesillenmis dallariyla baobab
Kuru dallariyla baobab
Geçen Pazar sabahi Kissama Park'da yaptigimiz safari sirasinda baobab agaçlarinin taze yapraklarla kaplanmis, yeni yeni yesil meyveler vermis oldugunu gordugumde birden aklima guzel Ordu'muzun "Yine yesillendi findik dallari" turkusu geldi ve bu turkuyu baobab agacina uyarladim, kendi kendime mirildanmaya basladim. Cevremdekiler sozlerinden pek bir sey anlamasalar da melodiden çok hoşlandılar, turkuyu soylerken bana el çırparak eslik ettiler.
Yarin iki haftaligina tatile çikacagimdan dolayi babobabların yeşillendiğini fark ettiğim safari sirasinda basimiza gelenlerle ilgili yazi dizimi tatil donusune sakliyorum musaadenizle. Sevgiyle kalin, Figoltx.
Luanda'ya geldigim ilk aylarda 5 yasindaki bir çocugun maharetiyle, herseyi ogrenmek hevesi içinde etrafima merakli gozlerle bakip, "Bu ne? O ne? Su ne?" diye çevremdekileri soru bombardimanina tutarak sik bogaz edip hiçbir seyi kaçirmamaya çalisiyordum. Bloguna malzeme topluyordu diye dusunuyorsaniz, degil, o zaman henuz blogum yoktu. Neyse merakli bir yapiya sahibim herhalde. Supermarket alisverislerimden birinde, ozellikle de merak katsayimin yuksek oldugu bir gunde, sebze reyonunda ilk defa gordugum degisik sekilli sebzeleri bilgi dagarcigima dahil ederken pure haline getirilmis, paketlenmis yesil bir sebze dikkatimi çekti. Yardimcimiz Cristiano'dan detayli bilgi almayi umit ederek sorularimi pesi sira sormaya basladim. Bu yesil renkli sebzenin manyok adli kok bitkinin yapraklarinin puresi oldugunu, tavada az yag ilave edilerek kavrulduktan sonra izgara etlerin yaninda garnitur olarak servis yapilabilecegini ve buna ilaveten çok da leziz oldugunu ogrendim.

Manyok yapraklari
Yeni lezzetleri denemeye hevesli oldugumdan, o aksamki izgara etin yanina manyok puresini garnitur olarak servis yapmanin harika bir fikir oldugunu dusunup hemen bir torba satinaldim. Ayrica Turk mutfaginda izgara et ile garnitur olarak ispanak puresi servis yaptigimizi dusundugumde bu fikir iyice aklima yatti. Eve gelir gelmez aksam yemegi için kollari sivayip, kiyilmis manyok yapraklarini tavada kavurmaya basladim. Ancak baslar baslamaz evin içini yeni biçilmis mis gibi çim kokusu kapladi. Mutfakla hayli alakali olan esim, yeni biçilmis çim kokusunu takip ederek mutfagin yolunu buldu ve can alici soruyu sordu "Ne pisiriyorsun?". Cevap sanki hep manyok yapragi puresi pisirirmisçesine kendimden emin ve netti; "Manyok yapragi pisiriyorum hayatim." Neyse pistigine kanaat getirip manyok lapasini tabaklara etin yanina servis yaptigimda ispanak puresinden goruntu olarak pek farki olmayan manyok lezzet açisindan hayli farkliydi, kisacasi yenecek, yutulacak gibi degildi. Ne dedimse olmadi, dedimki "Genç kalmak için yeni bir akim var insanlar çim suyu içiyorlar, bu da sanki çim puresi. Hatta belki de gunun birinde bu bizim gençlik sirrimiz olabilir. Yiyelim ve kisa sure içinde etkisini gorelim, yarin kimbilir kaç yil gençlesmis gorecegiz kendimizi aynada. Hem Temel Reis de ispanak puresi yer, çok saglikli." Esim nuh dedi peygamber demedi. O yemeye karar verse benim de yiyecegim yoktu zaten. Tabii ki boylece pürenin tamami çopu boyladi.
Manyok kokleri

Manyok koklerini havanda doverek un haline getiren yerli bir kadin
Bu manyok yapragi puresi macerasindan sonra manyok bitkisi ile ilgili internette kisa bir arastirma yaptim. Manyok çeşitli yetiştirme koşullarına, toprak çeşidine ve gübre miktarına çabuk adapte olabilen çok dayanıklı bir ekin. Az gübreli topraklarda yetişebiliyor, hatta diğer ekinlerin yetişmediği yerlerde bile iyi verim alinabiliyor. Manyok Bati Afrika, Orta Afrika, Brezilya basta olmak uzete tum Guney Afrika, Endonezya ve Hindiatan'da çiftçilerin gözde geçim kaynağı ve bu ulke mutfaklarinin ayrilmaz bir parçasi. Manyok bitkisi 6 ile 10 aylik büyüme suresine ihtiyaç duyuyor. Manyok kökleri enerji açısından oldukça zengin olup nişasta ve bazı çözülebilir karbonhidratlar içermekte, ote yandan ise çok dusuk protein miktarini ihtiva etmekte. Üretilen manyokun %60'ından fazlası insanlar tarafından tüketiliyor, hasat edilenin üçte biri de hayvanların beslenmesinde kullaniliyor, geri kalan kısmı da ikincil ürünlere dönüşümde kullaniliyor. Nişasta, tutkal, manyok birası, manyok alkolü ve manyok sirkesi gibi endüstriyel ürünler manyoka çeşitli işlemler uygulanmasıyla elde ediliyor.
Amerika'da Amazon havzasının girilmesi olanaksız gibi görünen, o balta girmemis ormanlarinda ilkel ve vahşi kadınlar erkekler tarafından temizlenmiş topraklarda yetiştirirmis bu manyok bitkisini vakti zamaninda. Toplandıktan sonra pişirilerek, zehiri ayrıştırılıp, okların ucunda, düşmanlara karşı oldürücü bir silah olarak da kullanılırmis bu bitkinin ozu. Bu manyok hem yaşam veren, hem de ölüm getiren, hem de ruhları coşturan acayip bir bitkiymis megerse.
Angola mutfagi içinde onemli bir yere sahip manyok kokunun haslamasi, puresi, kizartmasi ve çorbasiyla Luanda'daki lokal restoranlarda tanistim ve benden geçer not da aldilar.
60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ'ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzğar tarafından aşındırılmasıyla meydana gelmiş Kapadokya. Türkiye'de İç Anadolu Bölgesi'nin incisi Kapadokya'nın varoluşu üç dağın elbirliği etmesi ve sert doğa koşullarının da bu üçlüye destek çıkmasıyla böyle açıklanıyor.
Peki, ya Luanda'nın güneyindeki Mirador Cabo Ledo'nun varoluşunu nasıl açıklayacağız?
Mirador Cabo Ledo'da doğa şartları çok zorlu değil. Gece ve gündüz ısısı arasında uçurumlar yok. Yakınlarda gözlemlediğim yanar veya yanmaz dağ, tepe gibi oluşumlar da yok. Deniz kıyısında olduğu için kara iklimidir müsebbibi de diyemiyoruz.
Öyleyse, tek bir açıklaması kalıyor. O da;
Mirador Cabo Ledo'daki farklılık gösteren üstüste katmanlanmış toprağın yağışlı sezonda şiddetli yağışlara maruz kalarak Kapadokyavarimsi bir görünüşe bürünmüş olması.
Angola'da her gördüğüm yeni yer ile ülkemin güzel köşelerinden biri arasında gayriihtiyari benzerlik kurmak bende alışkanlık halini aldı, bunun da açıklaması sıla özlemi olsa gerek. . .