Dinard d'hier & d'aujourd'hui / Dinard'in dünü &

prospectus-1024x.1216413959.jpg19.yy sonu ile 20. yy baslari Dinard'ini günümüze getirmekle kalmayip, bir de günümüzün Dinard'iyla digital ve analog fotograflar marifetiyle karsilastirma yapip, hatta bazi fotograflarda eski ile yeniyi biraraya getirerek öylesine uzun bir süre içinde böylesi minimal degisimi nasil da basariyla gerçeklestirdiklerini gözler önüne seren Dinard d'hier & d'aujourd'hui / Dinard'in dünü & bugünü fotograf sergisi Dinard'in simgelerinden ve benim de favorilerimden biri olan villa "Les Roches Brunes"'da 12 Temmuz'da kapilarini fotograf severlere açti. Sergi salonu nostalji yasamak isteyen yasli Dinardlilarin adeta akinina ugruyor. Benim gibi geçmisi gözardi etmeyen, Dinard hayrani bir fotograf sever için de kaçirilmaz bir firsat. Sergi 21 Eylül tarihine kadar açik kalacak, yolunuz olur da buralara düserse  gezilebilecek, görülebilecekler listenize eklemeyi unutmayin derim.   

Ekli fotograflarda da görülecegi üzere eskiyi korumakla kalmamis Dinardlilar, daha da güzellestirmeyi basarmislar.

Darisi basimiza demeyi çok isterdim, ama bizde korunacak pek eski kalmadi ne yazik ki.










Villa Les Roches Brunes'ün 19.yy baslarindaki hali

IMG_3294 [1024x768].JPG

Mans Denizi'ne kusbakisi konuslanmis Villa Les Roches Brunes'ün günümüzde, objektifimden yansiyan fotografi, arka planda da korsanlarin sehri St.Malo silüet halinde görülmekte.

Yorum (3) Yorum yaz!

Paris'de uzun bir gün

Bu sabah yaza öykünen bahar havasiyla güne merhaba dedik Dinard'da. Bahçede çiçeklerimize karsi kahvaltimizi yaptiktan sonra, annecigimin hediyesi minik mozaik masamin üzerinde, semsiyenin altinda, bilgisayarim ve türk kahvemle bu satirlari yaziyorum. Angola'da hiç türk kahvesi içmek içimden gelmiyor, ancak Dinard'da, Türkiye anilarimi evin her kösesinde bana fisildayan esyalarimin arasinda canim sade bir türk kahvesi çekiyor her sabah kahvalti sonrasi.

Sizlere biraz dünden bahsetmek istiyorum. Dün sabah tan yeri ağarir ağarmaz Paris'e dogru yola düstük St.Malo-Paris arasini 3 saat 10 dakikada kateden hizli trenle. St.Malo-Paris arasi bizim Istanbul-Ankara arasi mesafe kadar. Paris'e günübirlik gitme nedenimize gelince; haftaya Kenya ve Etiopya'ya esimin toplantilari dolayisiyla gitmemiz gerekiyor. Ben tabi ki toplantilara katilmayacagim. Benim gidis nedenim 2008 ikinci yarisinda tasinacagimiz Kenya ile ilgili ön bilgi toparlayabilmek. Kenya için Türk vatandaslarindan vize istenmiyor, ancak Etiopya için vize almak gerekli. Etiopya  sadece 15 ülkenin vatandasina havaalanina iner inmez vize veriyor, diger ülke vatandaslarinin ise Etiopya'ya ayak basmadan önce vize problemlerini halletmeleri gerekiyor. Esim havaalaninda vize alabilen sansli vatandaslardan, ancak Türkiye bu 15 ülke arasinda olmadigi için dün bize günübirlik Paris yolu göründü. 

 

 

 

Paris mi?, Paris en son biraktigim haliyle, günes ve güzel hava ilavesiyle bizi karsiladi. Parisliler sik kiyafetlerine bürünmüs, sabah sabah islerine yetisme telasindaydilar. Japonlar ise - ne alaka diyeceksiniz, ama neredeyse Parisliden çok Japon var Paris sokaklarinda -  Paris'i fotograflayabilmek için birbirleriyle yaris halindeydiler yine. Hiç düsündünüz mü "Neden Avrupa'da dört mevsim bu kadar çok Japon turist var"? Nedeni, tatillerinde Japonya'da kaldiklarinda seyahat ettiklerinde harcadiklarindan daha fazlasini harciyorlar en pahali ülke listesinde, en üst sirayi hiçbir ülkeye birakmayan Japonlar.

Neyse, biz yine konumuza dönelim. Sabah Etiopya vize basvurumuzu yaptiktan sonra Paris kazan biz kepçe, Seine Nehri kenarinda, üzerindeki köprülerde, Paris'in simgesi kafelerde gezdik, kitapçilarda aylak aylak dolastik durduk vizemiz hazir olana kadar. Ha, bu arada sizi bir konuda uyarmaliyim. Romanya Avrupa Birligi'ne girdiginden beri Paris'i Romenlar istila ettiler. Özellikle Seine Nehri üzerindeki köprülerde konuslanip, turistleri bir sekilde kandirmaya çalisiyorlar. Dün tam köprü üzerinde fotograf çekerken yanimizda duran iki Amerikali hanim turistin yanina bir Romen vatandas geldi ve yere egilerek, yerde sanki altin bir alyans bulmus gibi yapip, hanimlara "Bu yüzük sizden mi düstü? Aaa, altin hem de. Bana çok büyük bu alyans. Isterseniz siz alin." deyip, ardindan da yüklü bahsisini alip gitti. Bu da dilenmenin Romen yolu olsa gerek. Az ileride baskasi ayni numarayi yapmak için bizi bekliyordu. Alyansi bana gösterdiginde "Cabuk buradan yok ol! Yoksa polis çagiririm." dedim. Tabi arkasina bakmadan kaçti bu durumda. Avrupa Birligi bizi kabul etmemekte dirensin daha, ama Avrupa için çok geç kalindi, zira Romanya ve Bulgaristan gibi ülkeler çoktan Avrupa Birligi ülkelerinin basina çorap örmeye basladilar bile.  

Bir günlük Paris yolculugumuz cebimizde Etiopya vizelerimiz ve ayaklarimiza inen kara sularla aksam 22.00 civarinda son buldu....

Iste, Paris'de uzun bir günün bilançosu...

Yorum (6) Yorum yaz!

Paris'in Baska Yuzu

Yepyeni bir ulkeye yolculuk yapmadan once, internette hummali bir arastirmaya girer, hangi sehirleri gezecegime karar verir, o sehirlerin haritalarini temin ederim. Tarihi yapisi, hangi medeniyetlere besik olmus, gorulmesi gereken belli basli yerleri, tadilmasi gereken degisik lezzetleri, vs, vs. Internet bu kadar yayginlasana kadar birçok seyahatimde "lonely planet" bana rehberlik gorevini ustlenmisti. Lonely planet'in satir aralarini hiçbir detayi kaçirmamak adina okuyarak ve bazi satirlarin altini çizerek hazirliklarimi tamamlardim. Teknoloji çaginda lonely planet yerine internetin faziletlerinden yararlanarak aldigim çiktilar bir elimde, haritam diger elimde baslarim gezintime. Sayet bir sehire birden fazla yolunuz dusuyorsa, benim yolumun yilda en az 4 kere Paris'e dustugu gibi, bu durumda o sehrin degisik yuzunu arastirmaya baslarsiniz.

Zaman zaman yazilarimda sizlere Paris'in diger yuzunu tanitmaya calisacagim.

Le Cimetière du Père-Lachaise

O sonbahar gunu Paris sokaklarinda dolasirken duzenli planiyla, etrafi çiçeklerle bezenmis, heykeltraslarin elinden çikmis mezar taslariyla dunyaca unlu sahsiyetlerin ebedi dinlenmeye çekildigi Le père-Lachaise mezarliginda buldum kendimi. Ulkemde degil içine girip dolasmak, yuksek duvarlarinin kenarindan bile geçmeye çekindigim mezarliklar bu sefer beni kendine çekmisti. Belki de yasarlarken karsilasma sansi bulamadigim kisileri ziyaret etme arzusuydu beni oraya goturen. Kapidaki gorevliden aldigim mezarlik planiyla ana kapidan içeri urkek adimlarla girdim. Mezarlikta olmanin tedirginligi uzerimde, elimdeki plani kisa sure inceledikten sonra rotami çizerek, agir adimlarla parke tasli, yasli agaçlarla çevrelenmis mezarlarin arasinda ilerlemeye basladim. Kisa bir sure sonra mezarlikta olmanin tedirginligi gitmis yerine sanat eserleriyle dolu bir açik hava muzesindeymisim gibi, mezar taslarina bakarak, hangi unlunun mezarligi daha satafatliymis acaba diye arastirmaktan keyif alarak, Le père-Lachaise'nin duzenli yollari arasinda diger turistlerle sohbete daldim. "Cocuklugumda hayal gucumu hikayeleriyle besleyen La Fontaine'in mezarini onlar bulabilmisler miydi acaba? Moliere ile yan yana olsa gerekti. Ya geçen sezon vizyonda hayat hikayesinin konu alindigi "La Môme/Kuçuk Kiz" filmiyle bir kez daha hatirlanan, sarkilari halen dillerde, Edith Piaf'in mezarligi neredeydi? Zira mezari da kendi gibi minik olmaliydi ki bulamiyordum." Diger turistlerle dayanisma içinde gezintime devam ettim. Dirileriyle tanisma sansi elde edemedigim asagida isimlerini belirttigim sahsiyetler ve niceleriyle mezalarinda bulustum.

Simone Signoret, aktris/Yves Montand, aktor/Moliere, yazar ve aktor/

Jean de La Fontaine, yazar/Edith Piaf, sarkici/Oscar Wilde, yazar/

Georges Bizet, muzisyen/Honoré de Balsac, yazar/Maria Callas, sarkici/

Frédéric Chopin, muzisyen/Eugène Delacroix, ressam ve digerleri...

Arzu edenler Le Cimetière du Père-Lachaise'i sanal ortamda ziyaret edebilirler.

Not : Fransa'da yasamlarini yitiren Yilmaz Guney ile Ahmet Kaya'nin da mezarlari Le père Lachaise'de bulunmakta.

 

Yorum (3) Yorum yaz!

Gez Gor Bretanya

Fransa'nin kuzey batisi, Bretanya Bolgesi ile ilgili gecen yazilarimda korsanlarin sehri St.Malo'dan, bolgenin bassehri Rennes'den ve Fransa'nin kuzey batisinda ki Normandiya Bolgesi'nde Bretanya'ya siniri olan Mont St.Michel Manastiri'ndan bahsetmistim. Bretanya Bolgesi'nde her yeri kose bucak gezme sansina nail olamadim henuz. Hatta bu sene esimle birlikte motosikletimize atlayip, minimum esyamiz sirt çantalarimizda bir haftalik bir Bretanya turu planlamistik, ama maalesef bu gezi bu yaza kismet olmadi. Olsun, bakarsiniz seneye kismettir.

Bu durumda, bildigim ve dilimin dondugu kadariyla size Bretanya Bolgesi'nde mihmandarlik yapmama ne dersiniz?

St.Malo'nun hemen dogusunda yer alan Rotheneuf'da ilginc bir rahip tarafindan kayalara oyulmus garip heykeller gorulebilecekler arasinda. St.Malo'dan yelken acip 16. yuzyilda St.Lawrence Nehri'ni kesfedip, boylelikle Kanada'nin somurgelesme donemini baslatan Jaques Cartier'nin de Rothenuef'daki muzesini de atlamamak gerekiyor. 

 

 

Rotheneuf'daki Jacques Cartier Muzesi

 

St.Malo'ya vakur bir edayla karsidan bakan Dinard'in esimin çocuklugunu ve gençligini geçirdigi, bahçesini çiçeklerle bezedigim, simdilik tatil, ileride emeklilik evimizin bulundugu sehir olmasi dolayisiyla kalbimdeki yeri bir baskadir. Dinard, 19.yy ortalarinda minik bir balikci koyuyken Ingiliz ve Amerikan ziyaretçilerin kesfiyle ve kayaliklarina, kiyilarina kuleli, verandali ve belle epoque suslemeli sira sira insa ettikleri evleriyle 20. yy basinda "Kuzey Avrupa'daki en aristokrat ve zarif tatil beldesi" haline donusmus. Gunumuzde de yazlari Ingilizlerin akinina ugrayan Dinard 19.yy'daki ozelligini  eski tas evleri, mavi beyaz çizgili tenteli plajiyla korumakta. Dinard'in 19.yy'dan beri degismedigini bu Agustos ayinda gezdigim    Dinard, La Plage des Élégantes, 1880-1930" sergisindeki fotograflarda tesbit ettim ve kendi kendime "Neden benim ulkem elindeki guzellikleri koruyamiyor?" diye de dusunup hayiflandim.
expodelete

tents at dinard brittany

Gezgin ruhuyla yollara dusup, rotanizi Dinard'a çevirip, hem figoltx'i ziyaret ederim, hem Dinard'i bir goreyim, bu arada da "la Plage des Elégantes" sergisini gorurum diyorsaniz çok geç kaldiniz. Ben çoktan Lunda'ya vardim, ayrica sergi de 2 Eylul'de maalesef bitti, ama Dinard'i ozellikle yaz mevsiminde gezmenizi tavsiye ederim.

Dinard ve St.Malo bugun, dunyanin ziyaretçilere açik ilk ve en buyuk gelgit guc istasyonu olan Barrage de la Rance'in govdesi uzerinden geçen bir yolla birbirine baglaniyor. Dinard'dan St.Malo'ya Barrage de la Rance uzerindeki yoldan geçtikten sonra aman hiz limitine dikkat edin, zira hiz limitini astiysaniz fiyakali bir fotografiniz en kisa sure içinde adresinize cezanizla birlikte postalanacaktir.

Bretanya Bolgesi'ni  istiridye uretim merkezi Cancale'a yolunuz duserse denizin gelmis ya da gitmis olma durumuna bagli olarak deniz dibindeki istiridye uretim çiftligini gozlemleyip, hatta istiridye kafeslerinin arasinda dolasip, daha 6 saat once o alanin tamamen sular altinda oldugunu dusunup, su anda deniz dibi istiridye uretim merkezinde yuruyus yapabildiginiz için hayrete dusebilirsiniz, duseceksinizdir de, cunku bana oyle oldu. 

 

Image:France Cancale bordercropped.jpg

Cancale'a uzaktan bakis

 

Breton mutfagi

Tatli ve tuzlu (galletes) olmak uzere krepler Breton mutfaginin temel diregini teskil ediyorlar. Krep, içine jambonlu ya da peynirli harç konarak, ustunde yumurta kirilarak hazirlandiginda ana yemek olarak sunulup, tadina da doyum olmuyor, ya da crépes dentelles adiyla bilinen turde hazirlanarak muhtesem bir tatli seklinde de sunulabiliyor.

Sasirtici sayidaki balik çesitlerinden, dil baligi, kalkan ve mezgitin, uçunun birlikte, çogunlukla patates ve bazen de krema katilarak pisirildigi balik çorbasi cotriade'i tadmanizi salik veririm. Breton yemeklerinden en unlusu olan plateau de fruits de mer, istiridye, yengeç, istakoz, buyuk ve kuçuk karidesler, midye, tarak, deniz salyangozu gibi deniz mahsullerini içeren, denizden babam çiksa yerim diyenler için kaçirilmamasi (ki ben onlardanim), mutlaka tadilmasi gereken zengin bir yemek. 

Bretanya'da istiridye uretiminin merkezi Cancale'a, genellikle çig olarak, azicik sirke ya da limon suyuyla sunulan urunlerinden tatmak için bile gitmeye deger.

 

Sefin tavsiyeleri;

Baslangiçlar

Mouclade: Midye çorbasi

Moules marinières: Beyaz sarapta pisirilmis midye, yabani sarmisak, sogan, krema ve maydanoz (spesiyalitelerim arasindadir, duyurulur)

Ana Yemek

Gigot déagneau à la bretonne: Kuru fasulyeli kuzu kizartmasi

Palourdes farcies: Kendi kabugunda izgara edilmis, yabani sarmisak ve sebzeli tarak

Tatli

Crèpes Suzette: Portakal suyu ve Grand Marnier ile tatlandirilmis kek

Sarap olarak da tavsiyem bizi hiç yaniltmayan, kesemizi de sarsmayan Côtes du Rhône saraplarindan birini seçmeniz.

Afiyet Olsun...

Yorum (4) Yorum yaz!

Mont-St.Michel Manastiri

Siddetli gelgit ve ruzgarlarin vurdugu, tehlikeli batakliklarla çevrelenmis ve yanlizca dar bir geçitle ulasilabilen Mont-St.Michel Manastiri, uzerinde kurulu oldugu adacigin zirvesinde gorkemli bir goruntuye sahip. Normandiya'nin simgesi, tam Bretanya sinirinda yukselen Mont-St.Michel Manastir'i bugun bir dunya mirasi bolgesi olarak, granit bir mucevher gibi, oya kadar ince kuleleri ve narin çan kuleleriyle bin yildan fazla bir suredir kutsal hac yeri sayilmakta.  

8.yuzyilda burasi, denizde yukselen Keltlerin cenazelerini gomdugu ormanlik basit  bir adacikmis. 10. yuzyilda Normandiya Duku I.Richard adada bir Benedikten manastiri kurmus ve ada yavas yavas manastir binalariyla kaplanmis zaman icinde. Goge yukselen bu Gotik uc katli basyapitin en tepesinde kesislerin inzivaya cekildigi muhtesem mermer isciligiyle yapilmis hucreler, yemekhane ve manastir kilisesi yer aliyor. Ikinci kat basrahip, soylu konuklar ve sovalyeler icin. Alt kattaki yardim bolumunde ise aciz hacilarin dertlerine derman bulunuyormus.


Normandiya ile Bretanya sınırında yeralan manastır kendisini çevreleyen koyun içerisinde meydana gelen gelgitler sırasında 14 metre alçalırken, deniz de manastırdan 15 km uzaklaşıyor. Fransa’nın başka hiçbir yerinde bu denli büyüleyici gerçekleşmeyen gelgit esnasında denizin merkezini yakından görmek isteyen turistler için manastırın papazları rehberliğinde bu küçük adacıktan karşı kıyıya sürekli olarak düzenlenen turlar mevcut. Ancak bu yolculuğa yalnız başına çıkmak isteyen maceraperestler için durum eğlenceden bir anda kabusa dönüşebilmekte, zira doğru yönü tam anlamı ile saptamak mümkün olmadığından tur sanılandan uzun sürüyor ve geri dönmeye başlayan deniz o kadar hızla geliyor ki siz daha gözünüzü açıp kapamaya fırsat bulamadan suyun ortasında yardım çığlıkları ile kalıkalıyorsunuz.


Image:Mont Saint Michel village.jpg

Manastiri ziyaret etmek geçmise yolculuk yapmak gibi birsey. Küçük orta çağ sokaklarından, tepedeki kiliseye doğru tırmanırken, kendimi Emberto Eco'nun ayni adli romanindan sinemaya uyarlanan “Gülün Adı” filminin bir karakteri gibi hissediyorum. Öylesine gizemli ve gerçeküstü ki, inanılır gibi değil. Daracık merdivenlerden geçip, susmaya yeminli rahiplerin minik bahçesine çıkıyoruz. Kemerler, dev sütunlar, pencerelerden sızan gün ışığında hayal gibi duygular uyandırıyor. Gelgit saatlerinde surların dışında dolaşmak yasak, çünkü deniz dakikada 62 metre hızla geliyormuş. Ve sular geldiğinde burası resmen bir adaya dönüşüyor. Sizce de bu bir mucize değil mi?

Image:Street Mont Saint-Michel.jpg

Fransiz Devrimi sirasinda el koyulan manastir binalari hapisaneye donusturulmus. Victor Hugo'nun basini cektigi kitlesel bir protesto kampanyasi sonucu 19.yuzyil ortalarinda restore edilmis ve bu restorasyon sirasinda kiliseye bir de kule ilave edilmis.

Tesekkurler Victor Hugo boylesi bir guzelligi dunya mirasi olarak bizlere tekrardan kazandirdigin icin...

Yorum (8) Yorum yaz!