Akrilik & Sulu Boya

Fransa'nin Kuzey Batisi, Bretagne Bölgesi'nin kiyi manzaralarini akrilik ve sulu boya ile resmettim bu sefer. Akrilik, yagli boyaya göre tuval üzerinde uygulamasi daha kolay, uygulandiktan sonra çok çabuk kurumasi hem avantaj, hem dezavantaj. Su bazli oldugu için akrilik uygulamasi sirasinda su kullaniliyor. Akriligin su bazli olmasi benim için bir avataj, zira yagli boya denemelerim sayesinde üstüm basim resmimin renklerine bürünüyordu ve ardindan çikartmasi çok zor oluyordu. Ona da bir çözüm, Bati Afrikali hanimlarin yerel kiyafeti bubudan bir tane edinip, kendime resim kiyafeti yaptim. Artik özgürce, üstüm basim kirlendi diye düsünmeden çalisiyorum boyalarimla. Akrilikte ve sulu boyada böyle bir sorun yok. Üstünüz mü batti? Problem degil, yikayin çiksin. 

Sulu boya, yagli boya ve akrilikten tamamen farkli. Genellikle beyaz renkli  sulu boya kagidina uygulaniyor ve uygulama esnasinda nerede beyazlik birakacaginiza en bastan karar vermeniz lazim. Yagli boya ya da akrilikte oldugu gibi beyaz rengi sonradan uygulayamiyorsunuz resim kagidiniza. Ayrica, sulu boyada geri dönüs çok zor. Uygulamaya öncelikle pastel renklerle baslayip, ardindan daha koyu renkler ve en son olarak detaylari aktariyorsunuz resim kagidiniza. Ancak, ben buraya yesil uyguladim, keske pembe yapsaydim diye yari yolda fikir degistirseniz bile renk degistiremiyorsunuz. Bu durumda sulu boyada önceden renklere iyi karar vermek gerekiyor.

Yagli boya denemelerime göre hayli amatörce de olsa ilk akrilik ve sulu boya denemelerimi sizlerle paylasmak istedim. 

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

Anikolik

San Francisco Chronicle tarafindan "Cagimizin Cehov'u" olarak tanimlanan Pagan Kennedy, Anikolik'te hayatini zamanin raylarina oturtmayi beceremeyenlerin öyküsünü anlatiyor. Kaybettigi annesinin yüzünün apaydinlik parladigi, çoktandir yabancilastigi esine tutkuyla sarildigi, hayatin olasiliklarinin önünde sonsuzluga uzandigi günleri hatirlamak isteyen; zamanin yikim istahiyla coskulari henüz tükenmeden önce oldugu adami canlandirmaya çalisan Win Duncan'in öyküsü...

 

Hayatlarimizi sürdürmeye mahkum oldugumuz bu magaradan, bu simdiki zaman hapishanesinden kurtulmus olmanin verdigi rahatlamayi nasil tarif edebilirdim, bilmiyorum... Diledigim her yere gidebiliyordum. Ilacin etkisi yok olunca, her zamanki mutsuz hayatima geri dönecektim... Beni ihmal eden karim, canimi sikan isim, kis boyunca arabalarin tepelerine çiseleyen gri kar ve o otoban manzarasi... Aradan geçen yillarda neler olmustu? Kendimi ve benim için önemli olan seyleri nerede kaybetmistim?

 

Akrep ve yelkovani gerilerde yitirdiklerimize dogru çevirmek, bir hap yutarak geçmise geri dönmek mümkün olsaydi eger, ne olurdu? Bir düsünün bakalim, neler neler olurdu? Eger neler olabilecegine karar veremiyorsaniz Anikolik'de Pagan Kennedy karakteri Win Duncan'in hayati üzerinde irdeliyor bu konuyu sizler için.

Anikolik son okudugum kitaplar arasinda tavsiye edilebilirden biri.

Okuyun okumasina, ama siz yine de geçmisle pek içili disli olmayin, gelecege bakin derim ben.

Ben öyle yapiyorum .

Yorum (1) Yorum yaz!

Annecigime

Aslinda kliselesmis bir cümleyle hiç baslamak istemiyordum yazima ama dogru sözü de ekarte etmek istemedim açikçasi.

Sadece bir gün degil her gün hatirlamaliyiz annelerimizi.

Senede sadece bir gün annenizi hatirlayip, o sene içinde onu aramadiginiz için aldiginiz hediye ile onun gönlünü fethedeceginizi saniyorsaniz bence Anneler Günü'nde de aramayin annenizi derim. Neyse, yine de sizin bileceginiz is.

Ta dünyanin öbür ucunda, binlerce kilometre uzakta, baska bir kitada, hatta güney yarimkürede olsam da annecigimi hep yanimda hissediyorum. O zaten yanimda oldugunu telepati kabiliyeti ya da altinci hissinin gücüyle bana hissettiriyor. Hatta zaman zaman "Annem buralarda olmali. Nasil hissedebilir, nasil bilebilir?" diye beni hayrete düsürüyor.

 

Güler yüzlü, becerikli, moral kaynagimiz

canim annecigimizin nezdinde tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun.

 

 

Bu Gece Seni Düşündüm Anne


Seni neden bu kadar sevdiğimi anladım bu gece. Nasıl sevmem
Baktığım her şeydesin dokunduğum
Her şeyde
Bulutlu gökyüzü altındaki denize gözlerin
Karla kaplı çam ağaçları senin saçların
Öyle serin öyle şefkatli ki ellerin
Yüzümde ellerimde saçlarımda dolaşıyor hergün
Çiçekler seni kokuyor ciğerlerime
Sözlerinle parlıyor yıldızlar gökyüzünde
O kadar çok özlüyorum ki geceyi
Yatağıma yatınca kucağını hatırlıyorum
Ama hangi yatak kucağının
Hangi yastık alabilir dizlerinin yerini
Sabahları sıcaklığınla uyanıyorum
Yüzümü yıkıyorum göz yaşlarınla
Keşke yerine doldurabilsem onları
Bir daha akmamak üzere
Bu gece seni düşündüm anne

Çorlu - 24.06.1994
Cengiz Azman

Yorum (2) Yorum yaz!

Angolali Genç Kiz

Angola Hava Yollari TAAG'in 2008 takviminde tanistim yagli boyalarimla profilden portresini yaptigim Angolali bu genç kizla. Evde, bilgisayarimin yaninda bu sene basindan beri duran takvimdeki fotograflara geçen hafta alici gözüyle baktigimda, Angolali bu genç kizin 3cm x 5cm'lik gökyüzüne umutla bakan fotografiyla karsilastim ve ilk portre çalismami bu fotografi tuvalime aktararak denemeyi düsündüm.

Iyi ki de denemisim. Ben sonucu begendim.

 

 

 

 

Resmin orijinali 25cm x 35cm olup yagliboya ile yapilmistir.

 

 

Yorum (4) Yorum yaz!

Kaybolan Cennet

Angola'daki su sayili haftasonlarimizda uzun zamandir methini duydugumuz, ama bir türlü firsat bulup da gidemedigimiz yerleri kesfetmeye devam ediyoruz. Geçtigimiz Cuma gününü haftasonuna katik yapip, sabahin erken isiklariyla düstük yollara, arabamizin bagajinda üç gün bize lazim olacak ufak tefek esyalarimiz ve yolumuzun üzeri, Cabo Ledo plajinda yapmayi planladigimiz piknik malzemelerimizin olmazsa olmazlariyla. Ilk defa Cabo Ledo Plaji'nda sadece biz vardik, hafta içi oldugu için herkes isinde gücündeydi tabi bizim disimizda. Sadece bize tahsis edilmis denizin ve kumsalin keyfini çikartip, piknik için hazirlamis oldugum yiyeceklerin tadina vardiktan sonra yola koyulduk. Bu sefer istikametimiz Luanda'nin yine güneyi, ama bu kez biraz daha, 200 km kadar güneyi, Longa Nehri üzerinde kurulu Rio Longa Lodge idi. "Rio Longa" Ingilizce long river, yani uzun nehir anlamina geliyor Portekizce'de. Rio Longa'dan Cristine'i cep telefonumuzdan aramayi ihmal etmedik, Cabo Ledo'da oldugumuzu, yaklasik 40 dk içinde Longa Nehri kenarina varacagimizi bildirmek üzere. Nehrin kenarina vardigimizda minik nehir motoru bizi bekliyordu bile. Cantalarimizi motora nakledip, Lodge'un yolunu tuttuk. Longa Nehri az buçuk bizim Dalyan'daki, sonu Iztuzu Plaji'na varan nehri animsatiyor dogasiyla, ama ilaveleri var tabi timsahlari, nehrin tam kenarinda siralanmis kökleri disarida agaçlari, yesil ponponvari sazliklari, kisacasi farkli doga örtüsüyle. Longa plaji da bizim Iztuzu plaji gibi caretta carettalariyla ün salmis. Ancak caretta carettalarin Longa Plaji'na ugrama sezonu Ekim ile Subat aylari arasinda. Rio Longa Londge'da konaklayanlar ancak o dönemde  caretta carettalari görme lüksünü elde edebiliyorlar. Motorda ilerlerken kendimi John Milton'in "Paradise Lost / Kaybolan Cennet" siirinin dizeleri arasinda geziniyormus gibi hissettim aniden ve dogaya aykiri hiçbir seyin kullanilmadigi, sadece kaziklar üzerine nehir kenarina kurulmus 8 bungalowdan olusan, aradaki geçislerin ahsap bir yol üzerinden gerçeklestirildigi  Lodge'a varinca ve bungalowlarin duvarlarinin ve hatta çatisinin kamuflaj yesili brandadan, camlarinin ise yine dogaya uyumlu yesil renkli sineklik telinden oldugunu görünce, kendi kendime "Hah iste John Milton'un 17'inci yüzyil Ingiliz Edebiyati'nda kaybetmis oldugu cenneti ben burada buldum." diye mirildandim. Ahsap çerçeveye gerili sineklik telli kapimizdan içeri girince hayretimiz bir kez daha artti, zira içeride elektrik yoktu ve aydinlanma sadece büyük fanuslar içindeki mumlarla gerçeklestiriliyordu. Kapidaki kilidi soruyorsaniz? Oyle bir kapida kilidin ne isi var? Kaybolan Cennet'in dizeleri arasindan, 16'nci yüzyila zaman tünelinde yolculuga çikip, Thomas More'in Ütopya'sina aniden geçis yapiyorum. Ütopya'da da bir adadan bahsediliyordu ve adada dogadan baska, materyal dünyaya ait hiçbir sey bulunmuyordu. Para geçmiyor, zaten paranin varligindan kimse haberdar degildi bile. Cocuklar degerli taslarla, incilerle oynuyorlar, büyükler için bu degerli taslarin hiç ama hiçbir önemi yoktu Ütopya'da. Gerçek dünyamizda tabi ki bu kadar ütopik olamiyoruz maalesef. Burada ödemenizi gelmeden önce yaptiginiz ve hersey bu ödemeye dahil oldugu için bir anlamda Rio Longa'da para geçmiyor diyebiliriz.

Rio Longa Lodge'in sahibi Angola'nin güney komsusu Namibya'dan. Kendisi petrol isiyle pek hasir nesir oldugu için, annesi Cristine çekip çeviriyor Kaybolan Cennet'i. Cristine'in Angola'da oturma izni olmadigi için -bizim gibi-  üç ayda bir ana vatanina dönüp, vizesini tamamlayip , esi dostuyla hasret giderip geri döndügünü anlatti bize Namibya'nin eski Alman kolonisi olmasinin Ingilizce'sine yükledigi o agir aksaniyla.

Nehrin üzerine kurulu bungalowlar, nehre ve hemen ötesindeki sahil seridi ve Atlantik Okyanusu'na cepheliler. Kanolarla sahil seridine geçip, okyanusda yüzebilir, sahil seridinde yürüyüs yapabilir ve dogayi fotograf karelerinizde ölümsüzlestirebilirsiniz. Minik ada etrafinda kano ile tur atmak ve hatta nehrin ölü ucuna kadar kürek çekip dönmek sadece 45 dakika sürüyor. Cok yillar önce bir film seyretmistim bir kadinin yüzü timsahlar tarafindan parçalaniyordu bir vesileyle, açikçasi çok yillar geçtigi için tam hatirlayamiyorum, ama daha sonra geçirdigi seri estetik operasyonlarla tamamen kimlik degistiriyordu. Yok hayir ben bu halimden çok memnunum, kimlik falan degistirmeye de hiç niyetim yok. Su anda bu yaziyi yazarken o film birden aklima düstü ve kano yaparken filmin özellikle o ilk sahnelerini hatirlamadigima sevindim. Üç gün içinde epi topu sadece iki tane timsah görebildik, bir tanesi daha bebekti ve nehrin kenarina çikmis dinleniyordu, digerini ise civardaki balikçi köyünü fotograflayabilmek ve nehrin okyanusa açildigi noktayi görebilmek için motor turu yaparken gördük. Okyanus kenari sahil seridinin nehre bakan tarafinda, karaya çikmis, tembel tembel, hareketsizce duruyordu. Sanki gerçek degilmis gibi geldi bir an için bana, ama ona yaklastigimizda basini bizden yana dogru çevirisiyle birlikte o keskin bakislariyla gözgöze geldik, hayli ürkütücüydü. Yo, korkacak bir sey yok, o kadar da yaklasmadik, ne de olsa kaptanimiz tecrübeliydi. Tabi, bol bol fotograf çektim ve içlerinden bazilarini seçip sizler için ekleyecegim bu yazima, ama sonlara dogru. Su anda su üç gün içinde yasadiklarimizi, hafizamdakileri tasvir etmek, yeniden canlandirmak istiyorum kendim ve sizler için.

 

Günbatimi, kizilligin dogaya hakim oldugu an...

Terasimizdan, nehrin ötesinde, Okyanus'un üzerinden batan günesin son demlerinde, sadece doganin sesi kulaklarimizda ve arada benim fotograf makinamin deklansöründen çikan "klik, klik" sesleri...

Bungalowlarda mumlar yanmis ve  geceye hazirlaniliyor. Mum isigi ve güzel bir sarap esliginde özenle hazirlanmis leziz yemeklerin tadi halen damaklarimizda...

 

Doganin uyanisiyla birlikte, dogaya uyum sagladiginizi ispatlarcasina siz de uyaniyorsunuz. Yataginizin üzerindeki cibinliginizden siyrilip, fotograf makinanizla dogru terasa, nilülerlerin sadece sabah vakti açan o güzel çehrelerini görüntüleyebilmek, nilüfer yapraklarinin üzerinde dolasan kuslari ve nicelerini ölümsüzlestirebilmek için deklansöre pesi sira basiyorsunuz.

 

Keske diyorum, gerçi keske kelimesini ben lügatimdan sileli yillar olmustur ama, keske pastel boyalarimi yanima almis olsaydim, bu güzellikleri resmederdim. Ama olsun. Su anda o güzellikleri göremesem de onlar benim hafizama naksedildiler ve hatta fotograf karelerimdeler. Bir gün  bakarsiniz onlari da resmederim....

 

Kaybolan cennetleri sizin de kesfetmeniz dilegiyle, bir sonraki yaziya kadar hosçakalin.

 

Detay bilgiye http://www.riolonga.com/ internet adresinden ulasabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (3) Yorum yaz!